URANÜS BOĞA GEÇİŞİ VE TÜRKİYE

Sekiz yıllık Uranüs Boğa döngüsünün iki yılını devirmeye yaklaşıyoruz.

Boğa Toprak grubudur. Sahiplik ve mülkiyet bilincini ifade eder.  Somut kaynaklarımızın çoğu ve bu kaynakları kullanma biçimimiz de Boğa’dan sorulur. Son zamanlarda Boğa bilincinde tek kutba kaydık: O da sahip olmak. İyi bir arabaya, iyi bir eve,  iyi bir arkadaşa, iyi bir işe gibi liste böyle uzar gider. Fakat sahip olduğumuz kaynakları nasıl kullandığımız konusunu es geçtik. Misal bir araba ihtiyacımız varsa, tercihimizi en ekonomik ve kullanım amacımıza bağlı olandan yana yapmak yerine, en gösterişli ve itibarımıza en çok yakışandan yana kullandık.

Bugün bakıyorum asgari ücretle çalışan insanların bile elinde İphone markanın son model telefonları var. Kişi bunu alacak şartlara sahip değilken bile bir şekilde şartlarını zorlayarak almayı tercih ediyor.  Şimdi tamam güzel kardeşim bu telefonu aldın. Ama kaç tane özelliğini kullanıyorsun? Sadece iletişim kurmak, fotoğraf çekmek, instagram ya da facebook’a girmek için bir telefona maaşının beş altı katı kadar borçlanıyorsan orda sorun var demektir. Bunun için daha çok çalışman, daha çok mesai yapman ya da diğer ihtiyaçlarından kısman gerekecek. Neden? Iphone marka bir telefona sahip olabilmek için.

Herkes iyisine sahip olmak ister. Bazı şeylere imrenmekten daha doğal ne olabilir ki? İmrendiğin şeyi sen de yapabilir, gerçekleştirebilir, satın alabilirsin.

Ama tüm bunları yapabilmen için gelir kaynaklarını arttırman gerekli, alt yapını oluşturman gerekli. Ancak ve ancak o şartları sağladıktan sonra alabilirsin bir şeyleri. Alt yapı kurmadan, bunlara sahip olmaya çalışıp uzun vadeli borcun altına girersen, yarın işten çıkartılır, üç otuz paraya satmak durumunda kalırsın elindekini. Neden? Çünkü üretim hacmin, tüketimine yetmiyor. Bunun sonunda cari açık vermenden daha doğal ne olabilir?

Bu durum ne zaman başladı biliyor musunuz: Pluto Oğlak burcuna geçtikten sonra. Pluto Oğlak geçişi itibarın, topluluk tarafından onaylanmanın ve ayrıcalıklı olmanın önemine vurgu yaptı. Orada da tökezledik.

Onaylanmayı, itibarı, topluma yararlı olmayı: bilgi birikimimiz, erdemli tavırlarımız, adaletli hareketlerimiz ve kişiliğimizle değil, dışsal verilerle oluşturmaya başladık. İtibar eskiden erdemli olanındı, şimdi parası ya da gösterişi çok olanın.

Bunu fırıncı Ahmet efendi de yaptı, kamudaki Mehmet efendi de, özel sektördeki Ayşe abla da… Yaptık mı yaptık. Tüm bunların sonuç vermediğini yaşadıklarımız fark ettirdi mi? Ettirdi! O zaman kendimizi sorgulama zamanı gelmiş demektir.

Boğa sahiplik bilincini temsil eder aynı zamanda yaratıcılıkla, üretmeyle de doğrudan ilişkilidir. Evrende bir kural var: o da elindekini, cinsine en uygun olan şekilde kullanmak ve geliştirme kuralı. Toprağın var diyelim. Tapusu elinde ve orada öyle duran bir toprak.  Evet o mülk, ekonomik göstergelerle eş zamanlı olarak durduğu yerde değerlenecektir. Fakat atıl olarak kenarda beklemektedir. Atıl olarak bekleyen şey, maddi anlamda değerlenirken, enerjisel anlamda tıkanıklık yaratır.

Diyelim ki burası tarımsal arazi. O mülkü öylece tutmamalı, ekip biçmelisin. Eğer bunu yapamıyorsan ya ekip biçecek ve bu durgunluğa hareket verecek birine satmalı ya da kiraya vermelisin. İşte bu, evrende bir hareket enerjisi yaratır. Araziye tohum eken kişi, eker – biçer para kazanır, hasat zamanı ürünü tarladan kaldıracak kişiye gelir kapısı olur, o da ekmek yer, hasattan geri kalan bitkiler toprağa gübre olup can verir, benim soframa gelir ben de karnımı doyururum. Yani bir hareket ve olaylar döngüsü başlar. O mülk atıl kaldıkça evet sen kendini güvende hissedersin ama öte taraftan, kolektif alanda tıkanıklık yaratırsın.

İlla herkes çalışmalı anlamına gelmesin bu sözlerim. Ev emekçisi bir kadın da olabilirsiniz. Dolabınızdaki malzemeyle bir yemek yapar, bir şey çıkarırsınız ortaya. Bu da bir yaratımdır, bu da bir dönüşümdür. Ya da evinizde bir sürü ip yığını vardır. Onları değerlendirir bir lif örersiniz. Bunu yapabilecek durumda olmayan bir kişi gelir satın alır, ihtiyacını karşılar. Bir şey ortaya çıkmak, bir şey üretmek burada önemli olan. O anki koşullar mukabilinde bir değer, bir eser oluşturmak.

Evren durağanlığı sevmez. Üretmeyen sadece tüketen yerlerde tıkanıklık yaratır. İşte Uranüs Boğa geçişi, kolektif etkilerde bunu görmemiz için ani olaylarla karşılaştıracak bizleri. Yanlış temel üzerine inşaa edilmiş kişisel ve toplumsal değerlendirmeleri sallayacak. Sağlıklı değer, öz güven ve öz değer kavramlarını öğreneceğiz hep birlikte. Para konusuna yaklaşımımızı sorgulayacağız. Bizi gerçekten neyin mutlu ettiğini ayırt edeceğiz. Sadece kendimiz için değil, herkes için daha iyi bir gelecek nasıl yaratırız bunu öğreneceğiz.

İlk değişim geçireceğimiz şey de sahiplik algısı. Çünkü biz Akrep burcu toplumuyuz. Akrep dönüşüm demektir, küllerinden yeniden doğmak demektir.  Bu nedenle zümrüdü anka kuşuyla özdeşleştirilir. Eğer sahip olduklarımıza tırnaklarımızı geçirir, amacına göre kullanmaz, dönüştüremezsek, yok oluruz.

Derler ki:
“Kartal, kuş türleri içinde en uzun yaşayanlardan biridir. 70 yıla kadar yaşayan kartallar vardır. Ancak bu yaşa ulaşmak için, 40 yaşlarındayken çok ciddi ve zor bir kararı vermek zorundadır.

Kartalın yaşı 40’a dayandığında pençeleri sertleşir, esnekliğini yitirir ve bu nedenle de avlarını kavrayıp tutamaz duruma gelir. Gagası uzunlaşır ve göğsüne doğru kıvrılır. Tüyleri kartlaşır, kalınlaşır ve kanatlarına takılmaya başlar. Artık kartalın uçması iyice zorlaşmıştır.

Ya ölümü seçecektir ya da yeniden doğuşun acılı ve zorlu sürecini göğüsleyecektir. Bu yeniden doğuş süreci 150 gün kadar sürecektir.

Bu yönde karar verirse eğer, kartal bir dağın tepesine uçar ve orada kalır. Sonrasında kartal gagasını sert bir şekilde kayaya vurmaya başlar. En sonunda kartalın gagası yerinden sökülür ve düşer. Bir süre yeni gagasının çıkmasını bekler. Gagası çıktıktan sonra bu yeni gaga ile pençelerini yerinden söker çıkarır. Yeni pençeleri çıkınca kartal bu kez eski kartlaşmış tüylerini yolmaya başlar.

5 ay sonra kartal, kendisine 20 yıl veya daha uzun süreli bir yaşam bağışlayan meşhur yeniden doğuş uçuşunu yapmaya hazır duruma gelir.”

Tarım ülkesiyiz malum. Bin bir cevheri içinde taşıyan çok kıymetli topraklara sahibiz. Topraklarımızın üstü ayrı cennet, altı ayrı bir cennet. Bu toprakları amacına uygun şekilde değerlendirmek hepimize yarayacak. Kuzey Ay Düğümü Başak olan bir ülkeyiz. Öğreneceğimiz şey, bizi düze çıkaracak şey budur. Dünya üzerinde kaos her daim vardır ve olacaktır. Önemli olan kaosa düzen getirmek için hizmet bilinciyle hareket etmektir.

Sadece kendi kazancımızın peşine düşmekten artık vazgeçmemiz gerekli. Sen kazanırken, ben de kazanmalıyım, beriki de. Eğer kişisel kazançlarımız yerine herkese yararlı olacak sistemler kurmaya odaklanırsak, bu düsturla hizmet bilinci içinde hareket edersek, hepimiz kazanırız. İşte bu yüzden analitik zihinle değerlendirebilmeyiz her şeyi.  Kişisel kazançlar kısa vadede bana kar getirebilir. Lakin uzun vadede değerlendirdiğimde, istediğim kadar malım olsun, paramın değerini de düşürürüm, malımın değerini de…

İçinde bulunduğumuz çağ, bir şeyin hazzını yaşamaktan ziyade, ona sahip olma ihtiyacımızın ön plana çıkmasına neden oldu. Bu nedenle her şeyi abartılı yaşıyoruz. Acılarımızı, hüsranlarımızı, sevgimizi bile abartılı şekilde dışa vuruyoruz. Sahip olduklarımız derseniz ona keza. Hal böyle olunca, yediğimiz yemeğin damağımızda bıraktığı tat, onu yerken duyduğumuz haz değil, nasıl göründüğüne kafayı takıyoruz.

Belki de, yaptığımız bir şeyi ya da yediğimiz yemeği, görünüşümüzü sürekli resimleme bağımlılığı bundandır. Sevgimizi, birebir bireysel paylaşımlarla değil, sosyal medya üzerinden ifade etmemizin nedeni de budur, aldıklarımızı teşhir etmemizin nedeni de….

Bir şeyi işlevine uygun kullanıp hayatımızı kolaylaştırmak yerine, ona sahip olduğumuzu teşhir etmek, dikkat çekmek, başarılı olmak, kazanan el olmak! Bu nedenle çok tüketiyoruz: enerjimizi, zamanımızı, kaynaklarımızı, ruhsal dengemizi…

Abartılı dışa vurumların altında mutlaka bir sorun vardır dostlar. Özde olan şeyin, dışarıya gösterilmeye ihtiyacı yoktur, o zaten akar gider. Çünkü bir HAL haline gelmiştir. Ancak EGO’nun her daim besine ihtiyacı vardır. Tüm gösterişli hallerimiz aslında Egomuza besin kaynağı sağlamak içindir.

Uranüs sallar evet! Hayıflanmak ya da kalkıp bir şeyler yapmaya başlamak: hangisi?

Üretmek, tohum ekmek, çalışmak, hizmet etmek, elinden gelenin en iyisini ortaya koymak. İşte zamanın bizlere öğreteceği budur.  Üreten insana destek olmalıyız. Üreten insana destek olacak kanun ve düzenlemeleri otorite figürlerinden talep etmeliyiz. Bizim emeğimiz var gücümüz var. Bir yerden başlayabiliriz pek tabi.

Evvela yapacağımız şey tüketim çılgınlığından vazgeçmek, gösteriş tuzağından çıkmakla olacaktır. Bu topraklarda yaşayan insanlar olarak doğaya borcumuz var.

’’Aman bir tanıdık bulayım da kat sayısını arttırayım daha çok daire alırım’’ türünden kısa yoldan çok kazanma taktiklerinin kısa vadede kazanç, uzun vadede kayıp getirdiğini fark edelim artık. Talep olmadan arz yaratılmaz. Ben üç kuruş daha fazla kazanç elde etmek uğruna rüşvet vermeyi bırakırsam, zemin etüdüne uygun bir yapıda otururum.

Uranüs Boğa geçişi, sahip olmakla sahip olduklarını etkili bir şekilde değerlendirmenin farkını ortaya koyacak.  Sürecin getireceği en büyük bilgelik ”Hayatın bir operasyon yönetimi olduğunu kavramaktır  kanımca. Bir şeyin kıymetini bilip, tadına varıp, gerektiği zamanlarda da onu bırakabilme cesaretini gösterebilmek…. Her şeyi amacına uygun şekilde değerlendirmek, kullanmaktır. Her koşulun üstesinden gelmek adına kendimizi geliştirmektir.

Uranüs’ün etkisi, işlevini yitirmiş olan şeyi parçalamaktır. Bu nedenle enerjisi biraz dengesizdir diyebilirim. Bizler tutunmayı seven varlıklar olduğumuzdan, Uranüs enerjisini pek sevimli bulmayız. Bırakmayı sevmeyiz çünkü. Ancak Uranüs’ün enerjisini dengesizleştiren, yeni dönem enerjiye uyum sağlayamayıp, direnmektir. Zaten Boğa enerjisi sabit olduğundan, 8 yıllık dönem içinde karşılaştığımız olay ve durumlara esneklikle yaklaşmak Uranüs enerjisini dengelemek adına önemli olacaktır. Zira Uranüs’ün yıkıcı enerjisi en çok direnç gösterildiğinde ortaya çıkar.

Sadece sahip olduklarınla itibar toplamaya devam edersen. Sahip olduklarını amacına uygun kullanmazsan, sahip olduklarını yitirdiğinde itibarını da yitirirsin. Ancak kendine güveniyorsan, emeğine, etik anlayışına güveniyorsan, üstüne bir de mücadele ruhun varsa kaybettiklerini tekrar kazanabilirsin. İşte esas güç, esas itibar budur!

Sevgilerimle

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

one × five =