BÜYÜK KAVUŞUM – SAHİPKIRAN VE 21 ARALIK

21 Aralık gecesi Kova burcuna yeni girmiş olan Jüpiter ve Satürn 0° üzerinde kavuşacaklar. Daha önce belirttiğim gibi çok köklü süreçlerin başlangıcı niteliğinde olan bir döngü başlıyor. Döngü başlangıcının Kış ekinoksuna denk gelmesi de sürecin yavaş, taşıdıklarının derin olacağını göstermekte.
Satürn, Oğlak burcundaki seyrini tamamladı ve gücünü daha olumlu yansıttığı burç olan Kova’da daha dinamik çalışacak. Her ne kadar Oğlak burcunun yöneticisi kategorisinde olsa da Oğlak burcunun dişil doğası ile Satürn’ün eril doğası çok örtüşmediğinden çok krizli bir 3 yıl geçirdik. Çözüm üretme aksiyon alma, dersleri kavrama konusunda Satürn Oğlak’taki konumuna oranla daha iyi bir noktada çalışacak. Bu da özellikle krizlere çözüm üretme ve sorumluluk alma konusunda epey destekleyici olabilir.
Jüpiter ise Oğlak burcunda gücü düşük pozisyonda çalışırken, 19 Aralık itibariyle devrimlerin temsilcisi Kova’ya geçti ki Jüpiter de Oğlak burcundaki konumuna oranla daha iyi pozisyonda çalışıyor olacak.
Bu kavuşumun 38 yılda bir yaşanan diğer kavuşumlardan farklı olduğunu daha önce belirtmiştim. Aynı deklinasyon üzerinde ve dünyaya oldukça yakın bir konumda olacağından etkisi de olumlu ya da olumsuz olarak baskın olacaktır. Çok köklü reformların başlangıç dönemidir 21 Aralık. Söz konusu reformlar hem kolektif alanda hem de bireysel hayatlarımızda kendisini gösterecektir.
Şimdi, kavuşumun oluştuğu takımyıldız enerjisi ile taşıdığı karmik enerjiden biraz bahsedelim. Güneş yönetiminde olan bir takımyıldız enerjisi çalışıyor ve arkaplanda da Satürn enerjisi var. Bu dereceler arınma ve arıtma işlemleri ile ilgili derecelerdir arkadaşlar ve bir parça da yıkarak yapılandırır çünkü Güney Ay Düğümü etkisi barındırmaktadır. Bu nedenle halim selim geçişler değil zorluklar taşır. Biraz da sert bir enerjiye sahiptir diyebiliriz. Buradaki karmik vurgu BİRLİK BİLİNCİ üzerine inşaa edilmiştir ve taşıdığı tüm karmik konular da birlik bilinci üzerinden işlevselleşir. Zorluklar taşırken, o zorluklarla mücadele yeteneğimizi geliştirirken, birlik, topluluk, aile, grup ilişkisi konularında uyumlanma yeteneğimizi geliştirecek olaylar taşır. Biz karşılaştığımız bu olaylar aracılığıyla insiyatif alır hareket etmeye koşullandırılırız.

Satürn Kova’da hümanizm, adalet, sorumluluk duygusu, diğerkamlık ve birlik bilinci kazandırmaya niyetli. Bu noktada bireysel ihtiyaçlarımızdan ziyade bütünsel ihtiyaçlara odaklanabilmek ve bütünsel olarak ihtiyaç duyduğumuz şeylere karşı doğal bir sorumluluk bilinci geliştirmeye odaklanacağız. Bu sefer ”komşuda çıkan yangından bana ne?” diyemeyeceğiz çünkü bir yerde salt bireysel çıkarlar ekseninde yapılan bir hatanın burada bütünü derinden etkilemesi söz konusu olacaktır. Bireysel olana değil, toplumsal olarak yararlı olana meyil vermek bu anlamda ilk görevimiz. Ütopik idealleri, gerçekleşmeyecek kadar abartılı hayalleri bırakmak, yerine gerçekleşmesi muhtemel olabilecek olanı koymak diğer görevlerimizden biri. Elbette ütopik ideallerin peşinden gidenler de ideallerinin yıkıcı sonuçlarıyla karşılaşabilir bu dönemde.
Diğer etki ise tarafsızlık’tır. Haklıya hakkını vermek; bir durumla ilgili kanıya varırken, duygular, eğilimler ve bakış açımızdan etkilenmeden aklın muhakemesinden süzerek karar vermeye bir vurgu var. Bireyselliği yoksaymaktan bahsetmiyorum burada. Kendi özgün taraflarımızla teması kaybetmeden -şucu -bucu olmadan o topluluğun içinde var olmak. Ayrıştırmadan, sınıflandırmadan, ötekileştirmeden…
Ayrıca Jüpiter’in buradaki etkisi sezginin gücünü taşıyacak bizlere.
Fakat her gezegenin gölge özellikleriyle birlikte çalıştığını unutmayalım. Temeli sağlam olmayan, birlik bilinci gelişmemiş yapılar, gruplar, toplulukları da dağıtacaktır bu görünüm.
Jüpiter özellikle ters etkilerde, kararsızlık, korkaklık, düzensizlik, imkansızı takıntı haline getirmekle birlikte duygusal ilişkilerde sorunlar da getirecektir. Temeli sağlam olmayan evlilik ve birliktelikler de eğer süreç doğru değerlendirilemezse dağılmaya doğru gidebilir.
Satürn Kova’nın gölge tarafı ise inat, sabitfikir ve fanatizm’dir
yapabileceklerimiz şöyle:
– zorluklar karşısında sabır duygusu geliştirmek ki buna 2020 yılında epey alıştık.
-zorluklar aracılığıyla hayatımıza taşınan sorunları, başkasının ekseninde değerlendirmek değil, kendimizi analiz ederek söz konusu bilinç üzerindeki eksikliklerimizi fark etmeye çalışmak
-pratik olmak, sorumluluk almak, garanticiliği bırakmaya çalışmak ki garanticilerin başı bu üç yıl boyunca epey ağrıyacak.
-kurtarıcı beklemek yerine, kendi çözümlerimizi geliştirmeye odaklanmak ve bunu kişisel kaygı boyutuna indirgememek için çaba harcamak.
Bu takımyıldız yapılan hataları büyüterek sonuç olarak karşımıza çıkarır zira hataların dış dünyadaki etkisi büyüktür. E bir de ego sorunları var ki pohpohlanmaya, idare edilmeye alışmış kişilerin de bir şekilde bundan vazgeçmesini sağlayacak krizli durumlarla karşılaştıracak.
Kavuşum ekinoksa denk geliyor ve Güneş de epey yıkıcı bir takımyıldızda çalışıyor. Yani mevcut olanı yıkacak olaylar taşıyor ve bu olaylara bireysel kaygılardan bağımsız olarak ne kadar geniş perspektiften bakabiliyorsak o denli sağlam yapılar kurmaya başlarız. Olmayacak işler, fayda getirmeyen planlar, tek yönlü yarar sağlayan işler, ortaklıklar yıkılmaya doğru gidecektir. Önümüzdeki sene bu anlamda oldukça kritik arkadaşlar. Kova burcunun doğal yöneticisi Uranüs, söz konusu kavuşumu kareleyerek başlıyor seyrine. Jüpiter sonra ayrılacak fakat Satürn’le karesi hemen hemen yıl boyunca devam edecek diyebiliriz.
Satürn ve Uranüs birbirinin antitezi iki gezegendir. Satürn geleneksek olanı ve eskiyi temsil ederken; Uranüs gelişmiş olanı ve yeniyi temsil eder. Satürn geçmişi-Uranüs ise geleceği temsil eder diyebiliriz.
Güneşin bulunduğu alana tekrar dönecek olursam:
yıkıcı çalışan bir derece olduğundan, mevcut olanı yıkarak, yeniden başlangıcı ve büyük ruhsal dönüşümü başlatacaktır. Güneş epey güçlü konumda. (Ekinoks günü ve takip eden üç günlük süreç içindeki Güneş çok güçlü çalışır arkadaşlar.) Ancak tabi arıtılma yoluyla güçlenir. Güneş ve Mars 120 lik açı ile birbirine bağlanmış. Biraz mücadele vermemiz, insiyatif almamız ve cesaretli olmamız gerekecek. Yaşam enerjisini arttıran bağlantılardan biridir bu konum ve her iki gezegenin de güçlü konumda olduğunu özellikle belirtmek istiyorum.
Venüs enerjisi ile arıtılması gereken şeylerin başında aşırılaşmış tutkular, aşırılaşmış duygularımıza vurgu yaparak buralara disiplin getirmeye hazırlanıyor gibi. Ama bu defa biraz farklı. Hani vardır birşeyi yapmak istersiniz, çok çabalarsınız, aşırı efor sarfedersiniz ve ona kavuştuğunuzda aslında onun en başta düşündüğünüz kadar tatmin getirmediğini farkedersiniz. Egomuz besinini bulmuştıur ama sonrası aynı açlık devam edecektir gibi birşey.
Venüs’ün Chiron’la açısı ise aşırı tutku ve duyguların salınmasına neden olan travmalarımızı iyileştirme konusunda destek veriyor yani burada da arındırma vurgusu var. Zira insanoğlunun ki ”açlık açlığı değil de tokluğun getirdiği bir açlık”tır.
Uranüs burda mevcut olanı yıkan gezegen olarak çalışıyor. Esas oyuncu değil, fakat beceremediğimiz şeyleri tekrar ve şok edici şekilde karşımıza getiriyor. Yine Uranüs’ün taradığı takımyıldız da başlatmayla ilgili bir takımyıldız. Gölge tarafı DERS ALMAMAK. Aynı hataları tekrar tekrar yapma sorunsalı. Sorunsalın altında yatan şey ”hatalarımızı bir hata olarak görmek yerine, hatayı meşrulaştıracak gerekçelerin arkasına saklanmak-kibir ve ben bilirim” duygusudur. Burası önemli çünkü hava grubunda üçgen oluşuyor. Yani süreç bir öğrenme süreci ve hepimizin bazen hayattan, bazen başkalarından ve bazen de yaşadıklarımızdan öğreneceği epey şey var. En azından Uranüs gölge enerjisinden özgürleşebilenlere, yeni bir öğrenme süreci taşıyacak iyi tarafı bu. Ancak sorunlarımıza mevcut bakış açımız üzerinden çözüm arama/geliştirmeye devam edersek o zaman işimiz zor. Dayanıklılık, disiplin ve otokontrol geliştirmeye odaklanmak bu aşamada oldukça önemli olacak.
Sabit kıran altıncı evde, emek istiyor, çaba istiyor, gelişim ve disiplin istiyor bizden. Yani biraz çalışacağız. Bu noktada yaşam veren evler olan 5.ev ve 9 evde Güneş Mars elele vererek bize aradığımız ya da ihtiyaç duyduğumuz, cesaret, kararlılık, azim ve motivasyonu ziyadesiyle verecek. Sabit kıran ise kendimizi büyütme, iyileştirme, yetersizliklerimizi aşma, fazlalıklarımızı törpüleme konusunda destek verecek. Burada kendimiz üzerinde iyileştirdiğimiz her şeyin kolektif alanda etkisi olacak arkadaşlar. Kurtarıcı yok diyor, kendimizi kurtaracak kişi yine kendimiziz vurgusu var.
Ne yapmak istiyoruz?
Oluşturmak istediğimiz şey tam olarak nedir?
önce bunu bulmamız gerekecek. Sonrasında yine arındırmaya sevk edileceğiz. Bizim için esas önemli olan ne? Hangisi kalıcı, hangisi geçici bunu ayrıştırmaya çalışacağız. Amacımız müspetse, bu amaçları gerçeğe dönüştürmenin daha iyi yollarını bulacağız böylece.
Şimdi diyeceksiniz ki hem birik bilinci diyorsun hem de bireysel olarak yapmamız gerekenleri anlatıyorsun. Şöyle ki hepimiz, başkasının damındaki çer çöpten önce kapımızın önündeki pisliği süpürsek yeterli. Çünkü burada kendimize yaptığımızın başkası üzerindeki etkisi de artıyor. Bu etki pozitif ya da negatif yönde olabilir. Yani hatalarınızı başkaları üzerinden görmeyin/değerlendirmeyin diyor kısacası.
Bireysel anlamda öğrenemediklerimiz karmik olarak hayat sahnelerimize krizli durumlar aracılığıyla taşınacak ancak her zorlukla birlikte bir kolaylık da gelecek. Bunun için sosyal bilinç geliştirmek bizim için önemli olacak. Yani sırça köşklerimizden çıkmaya başlıyoruz. Kendimiz için, hepimiz için.
Kolektif etkilere gelecek olursam, inanç savaşlarına dikkat. Fanatik gruplar, fanatik gruplar bazlı kitlesel saldırıların söz konusu olabileceğini önemle belirtmek isterim. 1981 – 1984 arası cereyan eden olaylara benzer olaylarla birlikte 1993 yılına paralel olaylarla muhatap olmak durumunda kalabiliriz. Şizofrenik gruplar, toplu intiharlar hortlayabilir. Ve tabii ki sahte gurular, peygamberler de ona keza. Her neye inanıyorsak inanalım, ülkümüz ne olursa olsun merkeze insanlığı koymaya çaba sarfedelim. ”Ölen bendendir” diyebilmek önemli.
…. ve kıtlık. Senelerdir yazıyor, anlatıyoruz kıtlık geliyor diye. Bunu anksiyete tetiklemek için değil, kaynakları doğru kullanmak, tüketimi minumumda tutmak, yer kürenin kaynaklarını amacına uygun kullanmanın önemini hatırlatmak için yazıyorum. Az evvel bahsettiğim gibi, günümüzdeki açlık, açlığın getirdiği açlık değil, tokluktan gelen açlıktır. Tarım alanlarının kıymetini, üretmenin, yetiştirmenin gerçek manasını kıtlıkla öğrenme sürecinde olabiliriz. Sadece tarım değil, su ve enerji kaynaklarında da sorunlarla karşılaşmamız olası ki hava değişimlerinin mevcut tarım kaynaklarının verimliliğini etkilemesi, zehirli atıkların neden olduğu hastalıklar ya da verimsizliklerin sonucunu çok net görebiliriz bu dönemde. 2021 yılı çok kritik bu anlamda. Elektrikten gelecek zararlar ya da elektrik kesintileri ile haberleşme ağ/araçlarında sıkıntılar oluşabilir. Konfor alanımızdan dışarı çıkacağımız olaylarla karşılaşma şansımız çok yüksek. Aşırı tüketim, abartılı ihtiyaçlar, krizlerden ders çıkaramama, toplumsal bilinç geliştirememe sorunsalı epey başımızı ağrıtabilir.
Dünya çapında belli bölgelerde halk hareketleri artış gösterecek. Ülkemizde son yıllarda müzminleşen ”Kadın” cinayetleri ve kadın sorununa çözümün ilk ayağı da bu kavuşumla başlayacak ki bu sevindirici kesinlikle. Toplumun bilincinde evrimsel bir gelişim yaratacak olaylar cereyan edebilir. Bu daha çok toplumsal bir talep olarak karşımıza çıkabilir, cinsiyet, din, dil, ırk farketmeksizin gelişecek bir tepki gibi….
Satürn Uranüs karelenmeleri ise ülkemizin de içinde bulunduğu sınırlar dahilinde orta ve büyük şiddetli depremlerin tetiklenebileceğini işaret ediyor.
Ambargolar, ithalatta sıkıntılar ve dışarı bağımlı olduğumuz sektörlerden sınanacağız zira yaptırımlar artacaktır.
ADALET – SAYGI – DİĞERKAMLIK – TOPLUMCULUK kavramları belirginleşmeye başlayabilir bu dönem itibariyle. Daha doğrusu düze çıkmak için bu kavramlara dikkat etmek ve rehber edinmemiz gerçeğiyle yüzleşeceğiz belki de… Bireysel kazançların kısa vadede kişiye kâr getirirken, uzun vadede zarara götürdüğünü de bu minvalde anlamış olacağız sanki.
benim canım kadar başkasının canının,
benim malım kadar başkasının malının,
benim refahım kadar başkasının refahının değerli ve gerekli olduğunun önemini kavrayacağız.
”Komşuda çıkan yangından bana ne” diyemeyeceğimiz nokta işte tam da bu noktadır arkadaşlar.
İnsan kendini, yeryüzündeki canlı hiyerarşisinin en üstünde saymakla; kendine ve dünyaya en büyük kötülüğü yapmıştır. Kova sahipkıranı ile gelen ya da başlayan her ne varsa; evvela insanın, o canlı hiyerarşisinin en üst basamağında değil, sadece bir parçası olduğunu kavratacak olaylar taşıyacak. En temel görevimizin de insan olarak o hiyerarşiyi sömürmek değil, beslemek olduğunu ve bunun için sadece kendimize ait yükümlülükleri değil, doğadaki her varlığın her sistemin sorumluluğunu almamız gerektiğini keşfedeceğiz.
Esen Kalın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

eight − 7 =