7 Mayıs 2020 Akrep Burcunda Dolunay-İçimizdeki Karanlığa Açılan Kapı

Akrep dolunayı, Venüs Retro öncesi gölge fazda, Satürn Retro öncesi durağan fazda, Kuzey Ay Düğümü İkizlere yeni geçmiş ve Jüpiter Retro hareketinin hemen öncesi durağan fazda.

…. Ve tüm küfler geçmişten bu anımıza sızar.

Karşılaştığımız bir durumla ilgili hayal kırıklığının nedenini hep diğer kişiye atfederiz.

Beklentilerimizin karşılanmamasının sebebini hep başkalarına atfederiz.

Hayallerimizin aslında hayal ettiğimiz gibi olmadığını anladığımızda yetersizliği başkalarına atfederiz.

Her durumda suçlu da düşman da dışarıdadır böyle zamanlarda. Biz hiçbir şey yapmadık, onlar suçlu, onlar duyarsız, onlar yetersiz, onlar aksi, onlar fena… bir biz melaikeyiz…

Peki rezonans denen bir şey varken dahası bu kanıtlanmışken, biz pürü pak olabilir miyiz? Hayat bu kadar basit değil, fizik kanunları var sonuçta…

Kendi çıkarcılığımızı dışarıda görür

Kendi fesatlığımızı karşımızda bulur

Sevgisizliğimizi bir başkasına atfederiz.

Çıkar ilişkileri… Evet bu dolunay ve önümüzdeki iki ayın ana teması bu arkadaşlar:

  • Bağımlı ilişkiler
  • Çıkar ilişkileri

Haziran ayında oluşan tutulumlar ve retronun ana teması bu dolunay ayağı ile başlıyor. Ham potansiyellerimizi içeriden beslemek ya da uyandırmak yerine bir başkası üzerinden sağlamaya çalışmak. Ana tema bu.

İnsanın şefkat ihtiyacı arttığında kendi doğasındaki şefkati fark edip bunu beslemek ya da açığa çıkarmak yerine, dışarıdaki insandan sağlamaya çalışır. İster ki o kaynak hep aksın. Hal böyle olunca tek taraflı beslenme başlar. Aslında şefkat ihtiyacımız arttığında, şefkatli bir insanla rezone olmak evrenin bize bir armağanıdır. Ama iş burada bitmez, rezone olayı başladığında yapılması gereken şey ihtiyaç duyduğumuz şeyi karşımızdaki insandan sağlamaya çalışmak yerine, içimizdeki şefkat duygularını fark etmek ve bunun salınımına izin vermektir. Yani rezonenin sebebi budur. Ancak kim kendini yoracak şimdi? Nasıl olsa burada kaynak var ve o akıyor sanrısına düşeriz. Ancak iş öyle değildir. O Rezonasyonun devam edebilmesi için karşılıklı geri besleme olmak durumundadır. Geri besleme olmadığında bağımlılık başlar. Bağımlılık devreye girdiğinde de rezonasyonda kırılma başlar. Sonrasında hayal kırıklıkları… sonrasında beklentilerin boş çıkması….

Ay kendi yöneticisinden biri olan Mars’la gerilimli fakat Pluto ile daha iyi konumda. Meali: kendini merkeze koymak ve geri kalan her şeyi ve herkesi o merkeze göre yönlendirmeye çalışmak. Her durumu kendi ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirme, alınganlık, başkalarından beklentilerin çok yüksek olması.

Gel gelelim hayat, hepimizin birbirimize bağlı olduğu bir ortaklıktır. Bu bir ortaklıksa o ortaklığın merkezine kendimizi koyabilir miyiz? Koyamayız. Çünkü burada birbiriyle bağlantılı bir bütün var. Yani esas olan kendini, içinde bulunduğun ortaklığın merkezine koymak değil, kendini kendi merkezine koymak. İşte Ayın Neptün ile ılımlı açısı, Kronos’un Yengeç burcundan verdiği destek de dikkatimizi bu alana çekmeye çalışıyor.

‘’yani her işin, her ortaklığın merkezine kendini ve kendi ihtiyaçlarını koyarsan, rezone olacağın insan da sana aynalık edecek insandır, yani o da senin gibi düşünen ve karşılıklı çıkar ilişkisi ya da alışveriş kuracağın insan olacaktır’’ diyor.

Oysa ortaklık bir bütündür. Karşılıklı faydaların sağlandığı bir yapıdır. Yapacağımız şey duygusal ihtiyaçlarımızı yapılandırmak ve değişimi içeriden başlatmaktır. İşte o ortaklığın sağlam yürümesini istiyorsak da:

  • Kendimizi her işin merkezine koymak yerine bunun bir takım oyunu olduğunu kabul edeceğiz
  • Bunun içinde, kendimizi kendi merkezimize koyacağız, başkalarının hayatının merkezine değil.
  • Yapılması gerekense ihtiyaçlarımız fark etmek ve bu ihtiyaçları kendi ruhsal kaynağımızdan beslemeye çalışmak olacaktır. Alınganlığı, kibri bırakıp duygusal uyum geliştirmeye odaklanmak.

Sezgisel vizyonlarımız oldukça artış gösterecek. Bu noktada bu vizyonları harekete geçirecek davranışları geliştirmekle mükellef olacağız.

Mars bu noktada KAD ve gölge Venüs’le olumlu açıda. Eylemlerimizi, ihtiyaçlarımızı dışarıdan karşılamak yerine, kendi içimizde fark ederek, geliştirerek geri bildirim yapacak şekilde güncellemeye çalışmak son derece kurtarıcı bir adım olacak. Venüs ve Mars’ın etkileşimi oldukça olumlu. Bu gidişata son verecek, potansiyellerini açığa çıkaracak olan sensin. Bunun için evvela kendini zihinsel olarak ikna etmen gerekecek. Eğer çareyi dışarıda arama tuzağına çekilirsen yine canın yanar.  Merkür bu noktada risk almak istemeyen, konforunu bırakmak istemeyen konumda. Ancak Mars’ın pozisyonuyla o konfor sağlanmayacak diyor dolunay.

Alışkanlıklar…  Alışkanlıklarınıza dayanarak karar almayın. Zira alışkanlıkların kökeninde şartlanmalar vardır. Tüm alışkanlıklar, daha önce beynimize yerleşen şartlanmaların oluşturduğu bir nevi takım programlar gibi işler. Eski bir alışkanlığı değiştirmek için, önceden kendimizi şartlandırmaya neden olan olay ya da düşünceyi bulup, tekrar değerlendirmek ve yerine yararımıza olacak düşünceleri koymak gerekmektedir.

Çocuklukta sürekli annesinin, ”işe yaramazlık ya da hiçbir şeyi beceremeyeceğine” dair söylemleriyle büyüyen çocuk, buna şartlanmıştır. Yetişkin bir birey haline geldiğinde:

ya kendinden şüphe duyarak, zaten üstesinden gelemeyeceği bir işe girişir.

ya kendinden şüphe ettiğinden, zaten işe yaramazım kaygısıyla elini hiçbir şeye sürmeyebilir.

ya da işe yaradığını annesine ıspatlamak gerekçesiyle, konuyla alakalı olsun/olmasın her şeye yetmeye çalışabilir.  

bu üç önermede de, birey çocukluk şartlanmalarına dönüp bakıncaya dek, elini attığı her iş olumsuz sonuçlanacaktır. Birey olarak, bilinçli bir şekilde alışkanlıklarımızın kökeninde yatan şartlanmalara inmeden, asla alışkanlıklarımızı değiştiremeyiz. Şartlanmalardan özgürleşmeden de kendi hayatımızı yaşayamayız. Alışkanlıklar bırakılmaya başladığında da doğal olarak boşluğa düşmüşlük hissi yaşanacaktır. Çoğumuz sanki güvende değilmiş gibi hissedebilir. Ancak kararlılık, bu boşluğa düşmüşlük hisleri ile baş edebilmenin tek yoludur.

Toplum olarak fedakârlık kavramını pek severiz biz. Ballandıra ballandıra anlatmaya bayılırız, uğrunda vazgeçtiklerimizin hikayelerini. Yani iş fedakârlığın reklamını yapmaya geldiğinde, yine bizden başka birinci gelen olmaz herhalde :) Fedakârlığa bir meziyet anlamı yükleyen hikayeler, efsaneler ve yaşanmışlıklarla doludur zihinlerimiz. Adanmak adına, adanmak için, vazgeçebildiklerimizle övünür dururuz. Biz devam ederken bu uğurda bir standart tutturmaya, hep bir tatminsizlik, hep bir hayal kırıklığı durur yanı başımızda.

”Çocuğunuz merdivenlerden çıkarken elinden tutmayın” der Doğan Cüceloğlu ve devam eder ”Arkasına siper olun, ancak sizi görmesin. ”

Doğan Cüceloğlu’nun sözleri, bizim toplumumuzun dişi enerjiye yüklediği anlama ters düşer :) Çünkü anne, çocuğunun düşüp bir tarafını incitmesine izin vermemelidir :)))) Konumuz annelik değil. Fakat yazımın içeriğine oldukça uygun bir konu :) Çünkü temel oradan başlıyor.

Düşüp yeniden ayağa kalkmasına, annesi tarafından (korumak bahanesiyle) izin verilmeyen çocuk, büyüdüğü zaman sık sık tökezliyor. Tökezlemesine neden olan koşullarla nasıl başa çıkabileceğini öğrenmediğinden, bu kez başka bir omuz arayışına giriyor.

Dönüyoruz tekrar fedakârlık kavramına. Özveri ile fedakârlık kavramını çoğu zaman birbirine karıştırıyoruz. Özveriyle atılan her tohum çiçek verirken, fedakârlıkla atılan tohumlar genelde hayal kırıklığı yaratmaktadır..

Fedakârlık, adı üzerinde feda etmekten, kaybetmeyi, bırakmayı göze almaktan gelir. Bir nevi fedadan kâr sağlamak diyebiliriz bu duruma. Ruhsal açıdan baktığımızda fedakârlık  kurban bilincinden gelir, özveri öz’den.

Özveri sınırlarını bilir, ne olduğunu, ne kadar yeteceğini de bildiğinden:

beklenti yoktur,

zorlama yoktur,

kâr anlayışı yoktur,

limit aşımı yoktur. Özde ne varsa, o ölçüde vermek vardır.

Ancak fedakârlık kurban bilincinden geldiğinden: 

ayartılmaya açık bir kapı vardır

beklenti vardır

kâr duygusu vardır

çok ağır sorumlulukları vardır.

Ektiğimiz tohum diğer kişiye yük olunca, hasat mevsimi geldiğinde, fedakârlığın karşılığı olarak elimizde kalan 2-3 buğday tanesi eşittir hayal kırıklığı olur. Her ne kadar hayal kırıklığı ya da acı yaratan şey hasadın olumsuz olması gibi görünse de, asıl acı olan, fedakârlık uğruna, vazgeçtiklerimiz, yitirdiklerimiz ve kaybettiklerimizdir. 

Beklentilerinizle, karşılaştığınız sonuçlar farklı ise dikkat! Sinirleriniz neye bozuk bu aralar bir bakın. Altından mutlaka bağımlılıklarınızla ya da çıkar ilişkileri ile ilgili bir şeyler çıkacaktır. Birine ya da bir şeye kızgınlıklarınız mı var? Karşınızdakine kızmak yerine, kızdığınız şeye sebep olan programlanmış davranış ve alışkanlıklarınıza bir bakın. Kişisel sorumluluk alma zamanıdır bu zaman. Bu nedenle ”neden?” sorusunu karşınızdakine yöneltmek, cevapları karşınızdaki kişide aramak yerine, önce kendinize yöneltin, cevapları kendinizde arayın. İnsanoğlu, kabahati hep başkalarında arar. Bu nedenle başkasına şahin kesilir de kendine kör bakar.

Carl Gustav Jung der ki:

” İnsan, insan olmak konusunda bir anlatıya giriştiğinde, irdeleyeceği hep kendisi olacaktır. Hiçbir özgün kuram öteki’nden çıkmaz. Her şey kendi’nin kuramıdır. Öteki, ancak bir ilişki sürecinde, öteki’nde kendini bulmak ve oluşturmak içindir” 

Bu nedenle Gündelik alışkanlıklarımızla birlikte, ilişkilerimizdeki alışkanlıklarımıza bir göz gezdirmekte fayda var. Kızgınlıklarımız, tuhaf değişken ruh hallerimiz, kırgınlıklarımız, ağlamaklı hallerimiz, nedenini bilmediğimiz ya da tanım koyamadığımız ruhi çıkmazlar, hayal kırıklıkları, tükenmişlik hissi, söz konusu geçişlerin etkileridir.

Ez cümle: korkularınızla yola çıkıp, o korkuları sırtınızda küfe gibi taşımaya devam ettiniz müddetçe korktuğunuzu yaşamaya mâhkumsunuz diyor gökler… Ancak korkunun kaynağını içinde bulup, burayla işini bitirdiğinde, doğa gerçekten işini yapmaya başlayacaktır.

Esen Kalın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

thirteen − eleven =