30 Ekim 2016 Akrep Burcunda Yeniay

icimizdeki-cocuk

30 Ekim  2016 Pazar akşamı saat 20:39 civarı 7°Akrep burcunda bir yeniay gerçekleşecek. Yeniay, Neptün’den üçgen, Başakta seyrine devam eden Kuzey Ay Düğümünden sekstil açı alıyor. Her ne kadar açıları olumlu olsa da burç yöneticileri ile yücelim yöneticileri birbirleriyle çatışma halinde. Mars/Pluto ve Uranüs 90° ile birbirlerine bağlanmışken, Terazi burcundaki Jüpiter de bu gerilime yine 90 derecelik açı ile eşlik mi etmekte yoksa körüklemekte mi bilemedim şimdi.Anın haritasında 28° İkizler burcu yükseliyor. Yükselen yöneticisi Merkür, Güneş ve Ayla kavuşmuş.

Neden varım?

Varlığımın amacı ne?

Öyle diyorum ama gerçekten önemli miyim?

Niçin yaşıyorum?

Kendime güveniyor muyum?Yoksa insanların saygı ve sevgisini kazanmak için mi kendi öz saygımdan feragat mı ediyorum?

Ben olmasam ne olur?

Kendi kendimi onaylayabiliyor muyum? Yoksa bunun için dışarıdan sürekli destek mi bekliyorum? Sorularını kendimize sormamıza sebep olacak deneyimler taşıyacak yaşamımıza bu yeniay.

Yöneticiler ve yücelim yöneticilerinin çatışma halinde olması, ilişkilerimizdeki alma-verme dengesiyle ilgili krizler yaşayacağımızın işaretlerini veriyor. İyilikten maraz doğar tarzı çatışmalar gibi sanki. Hep kendinden feragat ederek ”evet” demiş birinin, koşulları gereği ”hayır” demek zorunda kalması ve hayır cevabını alan kişinin bir nevi çirkefleşmesi gibi birşey bu…

Özellikle geçmişten gelen ve bizim şuandaki durumumuzun oluşmasına neden olan davranışlarımızı masaya yatırmamıza sebep olacak bir yeniay yaşayacağımız kesin. Merkür Akrep burcunda ve aklımıza yıllar önce takılan sorularla meşgul olacağımıza işaret ediyor. Beraberinde soruların cevaplarını da rahatlıkla bulabileceğimiz bir süreçteyiz.

Kökeni aslında çocukluk dönemine bağlı olan, anne-baba ilişkisi kaynaklı sorunlarımızla ilgili yeni başlangıçlara gebe bir zaman dilimi yaşıyoruz. Akrep burcu ketumdur. Sessiz ve derinden ilerler. Ancak çok yakınındakiler tarafından bilinir onun durumunu :) Yüzeysel değildir, her konunun en derinine, dip noktasına ya da kaynağına inebilir. İşte bu yeniay uzun süreden beridir hayatımızı etkileyen ancak farkında olmadığımız alışkanlık ve eğilimlerimizi dikkatle incelememize neden olacak. Pluto’nun kızları ve oğulları dipteki inciyi çıkarmadan yüzeye çıkmaz bunu bilenler bilir. Aynen Akrep burçları gibi her birimiz, Akrep burcunun konumlandığı ev konularında çooook derinlere dalacağız. Bu bir öz-eleştiri günüdür dostlarım.

  • Hayata kurban-kurtarıcı modellerinden bakıyor olabilir miyim?
  • Kendimden kaçıyor olabilir miyim?
  • Baba ve anne kaynaklı sorunlarımın farkında mıyım?
  • Kendimi hangi konularda aldatımaya meyilliyim?
  • Babamı ya da annemi idealize ediğyor olabilir miyim?
  • Acı ve ızdıraba duyarlı olduğumdan suistimale uğruyor olabilir miyim?
  • Benim duyarlığıma eşit oranda karşılık alabiliyor muyum?
  • İlişkilerimde sınır adabı var mı?
  • Sınır adabı nedir biliyor muyum?
Efsaneye göre kuşların hükümdarı olan Zümrüd-ü Anka, Bilgi Ağacı’nın dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş.

Kuşlar Simurg’a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürlermiş. Ama içlerinden onu gören olmamış. Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler. Simurg’un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağı’nın tepesindeymiş. Bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurg’un kanadından bir tüy bulmuş. Onun var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte Simurg’un huzuruna gidip, yolunda gitmeyen şeyler için yardım istemeye karar vermişler.

Kaf dağına varmak için ise yedi dipsiz vadiyi aşmak gerekirmiş, Bu vadilerin her biri bir diğerinden daha çetinmiş.
Birincisi İSTEK,
İkincisi AŞK,
Üçüncüsü MARİFET,
Dördüncüsü İSTİSNA,
Beşincisi BİRLEŞTİRME,
Altıncısı ŞAŞKINLIK ve
Yedincisi YOKOLUŞ vadileriymiş.
‘Yedi vadi üzerinden uçtukça sayıları gittikçe azalmış.’
Kuşlar, hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar. İsteği ve sebatı az olanlar, dünyevi şeylere takılanlar yolda birer birer dökülmüşler. Yorulanlar ve düşenler olmuş. Önce Aşk Denizinden geçmişler sonra Ayrılık Vadisinden uçmuşlar. Hırs Ovasını aşıp, Kıskançlık Gölüne sapmışlar. Kuşların kimisi Aşk Denizine dalmış, kimisi Ayrılık Vadisinde kopmuş sürüden. Kimi hırslanıp düşmüş ovaya, kimi kıskanıp batmış göle.

Önce Bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını hatırlayıp;

Papağan o güzelim tüylerini bahane etmiş (oysa tüyleri yüzünden kafese kapatılırmış);

Kartal yükseklerdeki krallığını bırakamamış;

Baykuş yıkıntılarını;

Balıkçıl kuşu bataklığını özlemiş…

Sonunda sırrı, sözcükler çözmüş: Farsça ‘si’, ‘otuz’ demektir. ‘Murg’ ise ‘kuş.’Ve nihayet beş vadiden geçtikten sonra gelen Altıncı Vadi ‘Şaşkınlık’ ve sonuncusu Yedinci Vadi olan ‘Yokoluş Vadisi’nde’ bütün kuşlar umutlarını yitirmiş. Kaf Dağına vardıklarında geriye sadece otuz kuş kalmış. Simurg’un yuvasını bulunca ögrenmişler ki ‘Simurg – otuz kuş’ demekmiş. Onların her biri birer Simurg’muş. 30 kuş anlar ki aradıkları kendileridir ve gerçek yolculuk, kendine yapılan yolculuktur.

Zümrüd-ü Anka olmaya giden yollardan geri dönüşe neden olan şey geçmiş, bilinen-denenene duyulan güven, rahatlık ve alışkanlıklara bağlılıktır. Sağlamlık arayışımız ve risk almak istemeyişimiz yok oluş-yeniden doğuş döngüsünün engellenmesine neden oluyor. Geçmişe ve köklere bağlılık kaf dağını keşfetmemize fırsat vermiyor ve çürüyoruz. Çürümüş halde yaşamaya devam ettiğimiz takdirde KOKUŞUYORUZ. Sonrada ah neler çektim, ne kadar fedakarlık yaptım, kaderim buymuş diyerek hayata güvenimizi sorgulamaya başlıyoruz. Oysa dipsiz yedi vadiden geçmeden, ne kendimize ne de kolektif alana sorumluluğumuzu yerine getirmemiz imkansız.

Bir bay danışanım uzunca bir süredir maddi krizlerle boğuşuyordu. Öyle ki artık evliliğinde eşiyle ilişkisi bu durumdan etkilenmeye başlamıştı. Babaya yardım adına yapılan ödemeler nedeniyle zaten var olan borçları, kendi deyimiyle iyice dağ olmuştu artık. Bir kaç gün önce babası yine aynı nedenle nakit istemiş ve kendisi yardımcı olamayacağını söylemişti. Ondan sonra babasının kendisine karşı tavırları değişmiş, kedisini aramaz dahası, kendi aradığında da telefonlarına çıkmaz olmuştu.

Bu duruma içerleyen danışanım geçen bu hafta tüm bu olanları, hatta çocukluk anılarını hatırlamış ve şu sonuca varmıştı:

” Babam sorumluluklarının farkında olmayan bir insan aslında. Dışarıdan bakınca çok önemliymiş gibi görünür oysa biz çocuklarına karşı sorumluluk duygusu neredeyse sıfırdır. Tek işi borç yapmak ve çocuklarına ödetmek. Bizim ödediğimiz bedellerle babam çevresinden saygı satın alıyor. Sürekli düşünürken şunu fark ettim ben onun yükünü çekerken farkında olmadan ona benzemişim. Çünkü altından kalkamadığım bir borç dağı var ve eşim bana destek olmasa karnımı bile doyuramam. Babam nasıl çevresinden saygıyı bizim ödediğimiz bedellerle satın alıyorsa, bende ondan almam gereken ancak alamadığım sevgi ve saygıyı ona sürekli borç para vererek almaya çalışmışım. Artık buna ihtiyacım yok. Bu kez yardım etmek yerine sorumluluklarını bilmesi gerektiğini söylemiş oldum sanırım farkında olmadan. Şu an farkındayım ve kendime bu kadar yüklenmeyeceğim artık. Onun bana vermek istemediği sevgiye ihtiyacım yok, çünkü ben kendi değerimi anladım artık”

Bu yeniay kendi sorumluluğumuzu, kendi öz saygımızı, içimizdeki çocuğu yeniden keşfetmemize sebep olacak. Tüm kurban kurtarıcı yanılsamalarımızı fark etmemizi sağlamakla birlikte bilincimizin sınırlı algısından da özgürleşmemize yardımcı olacak.

Gerçek öz saygıyı keşfetmemize neden olacak, kendimizi aldattığımız konularla ilgili gerçeklerle tanıştıracak.

Acı ve ızdıraba aşırı duyarlılığımızın bireysel sınırları nasıl paçavra ettiğini gösterecek. Sınır adabının önemini ve bu önemim insanın sağlıklı bir öz saygı geliştirebilmesi için ne denli önemli olduğunu fark ettirecek.

Gizli hayranlıklarımızı ortaya çıkaracak belki.

Herkesin birşey olabilmek için saçmaladığı bu dünyada, herkes gibi olmak, sıradan olmaktır asıl maharet. Belki bunu fark edeceğiz. 

Sevgilerimle…

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

7 + 9 =