24 Mart 2020 Koç Burcunda Yeni Ay

Biraz uzun bir yeni ay değerlendirmesi olacak bu yazım. Çünkü çok önemli bir kavşak, çok önemli bir dönemeç niteliğinde çalışan ve yaklaşık olarak Haziran ayına kadar etkili olacak bir yeni ay yaşayacağız.

Genel geçer teknik kavramlara boğulmuş bir yazı olmayacak bu. 10. Evde Chiron kavuşumlu ve Satürn’den destek alan bir yeni ay yaşayacağız ki etkisi bugün başladı. Satürn ortak bilinci temsil eden Kova burcunda ve Güneş yüceldiği ve doğasının olumlu özelliklerini yansıttığı Koç burcunda pırıl pırıl parlıyor. Ay ve Güneş, Chiron’la kavuşumda.

Yeni bir eril enerjinin gelişine dikkatimizi çekiyor Evren. Bu alıştığımızdan biraz farklı bir eril güç olacağının göstergesi gibi… daha özgün, daha kararlı, daha sınırları bilen, daha kendine hakim, daha sorumluluklarının farkında bir eril ifade. Erilliğin tanrılaşmış tanımından çok uzak bir noktada; daha dengeli, daha güçlü. Bu erillik bize gücün değil otoritenin önemini gösteriyor. Mart ayı yazılı değerlendirmesinde ve videoda sıkça değindiğim bu iki kavram temelde aynı gibi görünse de birbiriyle örüntülü, fakat aynı zamanda farklı iki temadır. Evet ikisi de eril enerjinin olmazsa olmazlarıdır ama aynı şeyi ifade etmezler.

Açıklayacak olursam otorite kişinin doğuştan hak ettiği saygıdır ki bu Güneş’ten gelir. Eğer haritanızda güçlü bir burçta ya da güçlü bir evde Güneş’iniz konumlanmışsa zaten o otoriteyi herkes bir şekilde hisseder. Sizin bunu kazanmak ya da o otoriteyi konuşturmak adına ekstra bir çaba sarf etmenize gerek yoktur. Otorite Güneş’ten gelir.

Güç ise Mars’tan gelir arkadaşlar. Dolayısıyla gücünüzü kontrollü bir şekilde çalıştırmak için de sağlam bir Güneş’e ihtiyacınız var demektir. Sağlam bir Güneş tarafından desteklenmeyen Mars’ta çokça manipülatif çalışmaya ya da doğasını dengeli yansıtma da problem yaşamaya meyilli olur. Mart ayında yaşadığımız dinamikler güç algısına değil, kişisel otoritemizi sorgulamaya yönlendiriyor bizleri.

Otorite dediğimiz şey tanrısallaştırdığımız erillik değil arkadaşlar. Önce herkes şu abartılı tanrıcılık algısından özgürleşmeyi göze alacak bu aşamada. Güneş pırıl pırıl parlıyor ama düğümlere de kare çekiyor ve düğümlerin apeksinde. Kendi otoritesini bulmak ve otoriteyi geliştirmek yerine Mars’ına sarılanlarımıza Mars’ın yetersizliğini göstererek-yani istediği şeyi vermeyerek- bir nevi kurban/kurtarıcı denklemine sokuyor. Aslında mevcut gidişatla olduramıyoruz ve olduramadığımız için kendimizi kurban gibi hissediyoruz. İşte burası gidişatın değişeceği noktadır arkadaşlar.

Herkes, başkasını kurtarma tanrıcılığı oynamak yerine önce kendisini kurtarsın diyor sistem. Önemsizliğimizle, yetersizliğimizle yüzleştiriyor ki kendi içimizdeki otoriteyi bulup, girdiğimiz dehlizlerden çıkalım diye. Kolay mı? Değil! Ama imkansız da değil. Eğer %1’lik bir olabilirlik bile varsa bunun için mücadele etmeye değmez mi? Değer….

Ama bunun için kurbanı oynamaktan; kurtarıcı rolü kesip, esasında kendi yarasını bile saramama paradoksundan bir çıkmak gerekiyor.

Yeniayın teması: herkes kendi yarasını sarsın, kendi yarasını sarmak için kolları sıvasın, çoluğunu çocuğunu-ahmet’i mehmet’i kurtarmak için değil…

İşte bu kurtarıcılık=tanrıcılıktır. Kimse tanrı değil….

Manevi olgunluğa ancak ve ancak bu yolla ulaşabileceğiz. Chiron acı veriyor, yaralarımızı kaşıyor, gözyaşı taşıyor tutamadığımız cinsten… Ağlayın, üzülün ama yaralarınızı da önünüze siper ederek beslenmeye devam etmeyin. İyi-kötü olumlu-olumsuz olmasına bakmadan, şu an bu noktada olmamıza sebep olan tüm yaşanmışlıklarımızı bir masaya yatırmamızı ve şimdi tekrar bir gözden geçirmemizi söylüyor sistem bizlere….

Ve beni bu dehlizin içine sokan davranışım, tarafımı bulmamı istiyor….

Yetmiyor bulduğum bu davranışımdan beslenen kişilerle de bağımı kesmemi söylüyor. Bu noktada sonuç olarak:

  • Tanrısallaştırdığım erilliğimi mi buldum. Hah şimdi sıradan bir ademoğlu olduğumu öğreniyorum süreçle. Hiçbir şey olmadığımı ancak kendimi bir şey zannettiğimi görüyorum. Görmek zorundayım çünkü içimdeki gerçek otoriteyle tekrar temas kurabilmemin yolu budur. Yoksa bu tanrıcılık oyununa devam edeceğim, başkalarının kurtarıcılığını oynarken, yarama bir yara daha ekleye ekleye gideceğim.

 

  • Sevilme isteğimi mi buldum. Hah şimdi, kendimi sevmem gerektiğini öğreniyorum. Sevilmek için bana ait olmayan ve beni yüzeyselleştiren davranışların aslında beni özümden ne kadar uzaklaştırdığını görüyorum. Görmek zorundayım çünkü kendimi sevme duygusuyla tekrar temas kurabilmemin yolu budur. Çünkü yaşadıklarım bana gerçek sevginin ‘’beni olduğum gibi sevmek’’ olduğunu gösteriyor. Olmam istedikleri gibi olduğumda aslında sevilmediğimi görüyorum. Gerçek sevginin farklılıkları kabul ettiğini ve gerçek sevginin farklılıklardan bir denge yaratma hali olduğunu öğreniyorum. Tıpkı notalar gibi… Her biri farklı bir telden çalıyor ama bir araya düzenli bir şekilde geldiklerinde bir armoni oluşturuyor. Sevgi bir armoni meselesidir bunu öğreniyorum, tıpkı bir parçanın içindeki notalar gibi olmak gerektiğini öğreniyorum. Önce kendimi seviyor, kendimi kabul ediyorum… Olduğum gibi… Başkalarını da ancak böyle sevebilir, böyle kabul edebilirim çünkü. Ve kendi şarkımı yaratmak için kolları sıvıyorum.

 

  • Güçsüzlüğümü, başarısızlığımı mı buldum. Hah şimdi mücadele ruhumu tekrar kazanmam gerektiğini öğreniyorum. Bunu topla tüfekle değil, kendime inanmakla yaratabileceğimi keşfediyorum. Bunun için başkalarına dayanma huyumdan vazgeçip, kendi işimi kendimin görmem gerektiğini öğreniyorum. Sorumluluğumu almam gerektiği gerçeğiyle yüzleşiyorum. Yardımlaşma bilincinin gerçek doğasını anlamaya çalışıyorum. Dayanak olacak biri geldiğinde ‘’ben kendi yaralarımı sarabilirim, sen de kendi yaralarını sarabilirsin; senin bana/benim sana merhem olmamıza gerek yok ama illa destek olmak istiyorsak birbirimize; birbirimizin yaralarını kanırtmayalım yeter’’ diyebilmeyi öğreniyorum. Bahanelerimin sadece beni gideceğim noktadan uzaklaştırdığını ve sadece geçen ömrümden çaldığını anlıyorum. Tekrar ayağa kalkabilmem için bunları yapmam gerekiyor. İçimdeki çocuğu fark ediyor ama o çocuğu büyütmek için birilerine dayanarak iş yapma huyumun beni bir yere götürmediğini anlıyorum. Kendi içimdeki çocuğa ben dayanak, ben anne-baba olmayı tercih ediyorum.

 

  • Gücün, herkes bana savaş açtığında, o savaşa dahil olmama hakkımı kullanabilmek olduğunu öğreniyorum. Çok konuşulan yerde, çenemi yormama hakkımın da potansiyel bir güç olduğunu öğreniyorum. Sessizliğin de çok büyük bir güç olduğunu öğreniyorum. Çok iddialı olmanın çok güçlü olmak anlamına gelmediği; aksine kendini yormaktan başka bir şey olmadığı gerçeğiyle yüzleşiyorum. Kendimi bilmeyi, kendime inanmayı ve inandığım şey uğruna bazen sessiz, bazen gürültülü bir şekilde mücadele verebileceğimi anlıyorum. Yol neyi gerektirirse ona uyumlanabilecek kararlılığı, iradeyi, cesareti ve motivasyonu göze alabilmenin de potansiyel bir güç olduğunu kavrıyorum. Güç kullanmadan, içimdeki otoriteyle şu an uğraştığım bir çok sorunu çözebileceğimi, dürüstçe kendime ifade edebiliyorum. Bunun için de kaderimin sorumluluğunu alıyorum.(Mars/Jüpiter/Pluto kavuşumu)Tüm bunları yaptığımda, mevcut davranışlarımla daha 1 ay önce çözemediğim bir şeyi daha rahat çözebildiğimi, ben kendime yardım ettiğimde doğanın da desteğini arkama verdiğini anlıyorum.

İnsan acı çekmeden kendini bütünleyemez. Acı, sorun olan yere Evrenin dikkatimizi yöneltmesini sağlar. Hiçbir şey zihinden bilince ya da ruha acısız taşınmaz.

Bunu  Donna Cunningham şöyle ifade etmiş:

‘’Acı, yardım istemenin sözsüz şeklidir; eğer ona önem verir, onunla ilgili yapıcı bir şey yaparsak daha ileri komplikasyonları önleyebilir ve yaşamımızın daha sağlıklı bir dönemine geçebiliriz.

Acı genellikle daha büyük bir beklentiye uyum sağlama süreci sırasında ortaya çıkar. Organizma bu beklentiyi karşılamaya müsait bir şekilde büyür; sonunda işlev görme seviyesi yükseldikçe artık acı vermemeye hatta bize oldukça normal gelmeye başlar. Tinsel seviyede de kendimizi genişletmeye çalıştıkça biraz acı hissedebiliriz ama hemen sonra eskisinden daha iyi fonksiyon görmeye başlarız. Genellikle bize kendimizi genişletmeye sürükleyen gücü veren veya gönüllü olarak bununla uğraşmadığımızda, bu genişlemenin olması için gereken şartları sağlayan şey zor bir transittir.

Kanaatimce transitlerin getirdiği ızdırabın büyük bir kısmı, herhangi bir temel transit ile birlikte oluşan kuvvetlenme, iyileşme ve büyüme sürecinin bir yan etkisidir. Dikkatimizi büyüme süreci yerine acı üzerine yoğunlaştırarak hata yaparız.

Acılarınızı önünüze siper ederek yaşamaya devam ederseniz, büyüme sürecini kaçırırsınız diyor Donna Cunningham burada.

Yeni ay Uttara Bradrapa takımyıldızını aktifleştiriyor. Satürn ve Venüs çalışıyor. Satürn kolektif bir burç olan dâhilerin burcu Kova’da… Yersiz egoyu bırak, sıradanlığı kabul et, sorumluluğunu al diyor hasılı. Altta çok ciddi Venüs enerjisi çalışıyor ve ilişkiler ve finansal koşullar üzerinden test ediliyoruz. Bildiğimiz yoldan almaya çalışıyoruz bir şeyleri ama ilerlemiyor hiçbir şey. İşte içimizdeki otoritenin şifalanması bu noktada çok büyük önem taşıyor. Var mısın kendini güncellemeye?

Venüs, Oğlak burcundaki gezegen toplaşmasıyla 120°lik açıda. Venüs’ü doğru çalıştırırsan, yaratıcı tarafını kabul edip onunla iş birliği yaparsan ilerlersin. Sezgilerine kulak ver, duygularını dikkate al ve akışa uyumlanarak doğru hareketi yapma bilgeliğini kullan diyor. Çünkü sen de bu potansiyel var.

Sabian sembollere baktığımda yeni ayın sembolü ‘’Altın kanatları olan beyaz bir üçgen’’ Oldukça ruhani bir sembol bu arkadaşlar ve gerçekliğin simgesi Satürn tarafından aldığı açı da olumlu. Yani acı aracılığıyla gerçeğimizle yüzleşiyoruz aslında.

Semboldeki kanatlar altından. Kanatların altın olması kanatları değerli yapıyor. Kanatlar da özgürleşmesi temsil ediyor. İçimizdeki yaralı eril ya da tanrılaşmış erillikten özgürleşme yolunda destekler aldığımızın göstergesi gibi. Her ne olursa olsun bugünden itibaren hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağının göstergesi olan bir sembol bu. Kısıtlamalar, şartlanmalardan özgürleşip kendi otoritesini kendi içinde var edenler yükselir; yaralı erile ya da tanrılaştırılmış erilliğine yapışmaya devam edenler de olduğu yerde sayar anlamına geliyor.

Bu nedenle içimizdeki eril/dişil dengesi çok önemli olacak süreçte. 9 Şubat Aslan burcu dolunayındaki dinamikler içimizdeki dişil enerjiyi şifalandırmak onurlandırmak için çalışıyordu. Koç yeni ayı ise erilliğimizin yeni ifadesinin başlangıç noktası niteliğinde çalışmakta ki Satürn, yani doğa bu noktada kaderinin sorumluluğunu alanlara oldukça destekleyici etki verecek.

Bu etki hayal ettiğiniz bir şeye kavuşmanız olabileceği gibi; tahmin ettiğiniz noktanın çok daha ötesine geçmek şeklinde olabilir. Yeter ki kendinize inanmayı deneyin, kimse size inanmasa bile. Sizin kendinize inancınız, bir başkasının inanıp inanmasından daha önemli diyor. Çünkü bu yolu onlar yürümeyecek, sen yürüyeceksin, sen arşınlayacaksın önündeki engebeleri.

Altın kanatları olan uçan üçgen dişi enerjiyle Boğa burcundaki Venüs’ü çalıştırıyor. Gücünün yüceldiği noktada çalışıyor. Ay Koç burcunda dişilliğin diğer yeni bir ifadesi, Venüs Boğanın tam tersine duygularımızı dile getiriyor, beni gör diyen diğer dişi sembole dikkat çekiyor. Duygular çok aktif, duygular coşkun…. Dile gelen duyguları dikkate al diyor.

Aynı sembol Eril enerjiyle: Koç burcundaki Güneş (otorite) Oğlak burcundaki Mars/Pluto’yu (Güç) çalıştırıyor. Mars Pluto ile önce kaderinin sorumluluğunu al: uygun davranışı, doğru davranışı göster; korunma bekleme, kurtarılmayı bekleme çünkü destek yok diyor. Aynı açı kaderinin sorunluluğunu alıp hareket edenlereyse ki bu: kabul=yenilenme=harekete geçme şeklinde olacak- oldukça büyük destek vermekte. Güneş zaten parıl parıl parlıyor.

Evet yeniayın bireysel etkisi bu şekilde olacak arkadaşlar ve Haziran’a kadar olan süreçte bu yolları takip ederek ilerleyenlerimizin de 2 Temmuz sonrası 5 aylık periyodu daha kolay geçecek diyebilirim.

Kolektif etkilere gelecek olursam. Bu yeniay takibinde başlayan sürecin Finansal anlamda oldukça kargaşaya sebebiyet vereceği şeklinde. Öngörüm şu: finansal koşullar zorlaşıyor. Yaptırımların bireysel olarak bir şekilde hayatlarımıza yansımazı söz konusu olacak. O nedenle minimumda yaşamaya çalışmak bu dönem çok önemli.

Şımarıklık zamanı değil, gösteriş zamanı hiç değil, haberlerden korkup stokçuluk yapmak zamanı hiç değil, yeteneklerini konuşturma zamanı şimdi. Yap evinde çorbanı zamanı. Eğlenecek bir meşgale yarat zamanı. En iyisini yapabildiğini göreceksin daha ne :)

Yeniayla birlikte salgın yaratan virüsle ilgili müspet tedavi yöntemlerinin ki bu birkaç yöntem olarak karşımıza çıkacak, yaygınlaşması söz konusu olabilir. Ama korktukça ve korkup kaynaklarımızı tükettikçe o çare gecikir arkadaşlar ;)

Önlemlerinizi alın ama panik dalgaları üreten yanınızı susturmayı ihmal etmeyin zira korku ve panik hata yaptırır. Stok yapmaya abanırsanız, bunun ekonomi üzerinde Haziran’da yaratacağı negatif etkiyi tahmin bile edemezsiniz….

Zor bir dönemeçteyiz. 2020 ard arda hep negatif şeylerle başladı. Hiç geçmeyecek sandığımız şeyler geçecek ve her birimiz bu süreçten çabası nispetinde güçlenerek çıkacak. İşte o yüzden bu yeni ay çok önemli. Çünkü sen kendini şifalandırdığında, karşındaki de şifalanacak, yanındaki de… O yüzden kendine dön!

Astrolojik yeni yılımız kutlu olsun…. Her şeye rağmen… Biraz çekiyoruz şu sıralar ama geçecek.

Hiçbir gece yoktur ki sabaha kavuşmayan, hiçbir kış yoktur ki bahara koşmayan….

Umudunuzu kaybetmeyin… her seferinde inatla daha güçlü sarılın hayata…. Güneş Koç burcunda..

Esen Kalın

“24 Mart 2020 Koç Burcunda Yeni Ay” üzerine 2 düşünce

  1. Çok yorulmuş ve yılgın hisseden bir Plüton Başak olarak,üslubunuzu ve yorumlarınızı çok beğeniyorum.
    Sağlıkla ve sevgiyle kalın 🌺

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ten + sixteen =