22 Nisan 2016 Akrep Burcunda Dolunay

22 Nisan 2016 Cuma sabahı 08:25 civarı Akrep burcu 2°’de bir dolunay gerçekleşti. Dolunay 5.evinin son dekantında gerçekleşiyor. 10.evdeki Neptün’e üçgen açıyla bağlanmış.Dolunay yöneticilerinden gerileyen Mars, Neptün ve Jüpiter’le kavgaya tutuşmuş. Diğer yönetici Pluto. Toprak grubu burçlardaki Merkür ve Jüpiter ile büyük üçgen oluşturuyor. Balık burcundaki Chiron büyük üçgeni uçurtmaya çevirmiş. Merkür aynı zamanda yükselen yöneticisi, Jüpiter de Alçalan yöneticisi. 

Mars retrosu, Satürn baskısı bir tarafa, Dolunay yöneticisi Pluto  etkisi, kızgın kumlardan, serin sulara atlama etkisi yaratıyor resmen. Tüm gerginliğe rağmen doğru kapıyı bulmamızı sağlayacak koşullar taşıyor dolunay! Müjdeeee

Zümrüd-ü Anka’dır Akrep :) Küllerinden yeniden doğar her defasında. Ölüm- yeniden yaşam döngüsüdür bu nedenle. Akrep derindir. Tüm cevherleri en derinlerinde saklar. Dışarıdan bakıldığında gözle görünmeyen, ancak kendisi gibi derinlere inebilenlerin fark edebileceği cevhere sahiptir. Belki de bu nedenle Akrep burcu yeraltı kaynaklarıyla özdeşleşmiştir.

Simurg efsanesini hatırlayalım hep birlikte!

Efsaneye göre kuşların hükümdarı olan Zümrüd-ü Anka, Bilgi Ağacı’nın dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş

Kuşlar Simurg’a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürlermiş. Ama içlerinden onu gören olmamış. Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler. Simurg’un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağı’nın tepesindeymiş. Bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurg’un kanadından bir tüy bulmuş. Onun var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte Simurg’un huzuruna gidip, yolunda gitmeyen şeyler için yardım istemeye karar vermişler.

Kaf dağına varmak için ise yedi dipsiz vadiyi aşmak gerekirmiş, Bu vadilerin her biri bir diğerinden daha çetinmiş.

Birincisi İSTEK,

İkincisi AŞK,

Üçüncüsü MARİFET,

Dördüncüsü İSTİSNA,

Beşincisi TEVHİD(BİRLEŞTİRME), 

Altıncısı ŞAŞKINLIK ve

Yedincisi YOKOLUŞ vadileriymiş.

‘Yedi vadi üzerinden uçtukça sayıları gittikçe azalmış.’

Kuşlar, hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar. İsteği ve sebatı az olanlar, dünyevi şeylere takılanlar yolda birer birer dökülmüşler. Yorulanlar ve düşenler olmuş. Önce ‘Aşk Denizi’nden geçmişler sonra ‘Ayrılık Vadisi’nden’ uçmuşlar. ‘Hırs Ovası’nı aşıp, ‘Kıskançlık Gölü’ne’ sapmışlar. Kuşların kimisi ‘Aşk Denizi’ne’ dalmış, kimisi ‘Ayrılık Vadisi’nde’ kopmuş sürüden. Kimi hırslanıp düşmüş ovaya, kimi kıskanıp batmış göle.

Önce Bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını hatırlayıp;

Papağan o güzelim tüylerini bahane etmiş (oysa tüyleri yüzünden kafese kapatılırmış);

Kartal yükseklerdeki krallığını bırakamamış;

Baykuş yıkıntılarını;

Balıkçıl kuşu bataklığını özlemiş…

Sonunda sırrı, sözcükler çözmüş: Farsça ‘si’, ‘otuz’ demektir. ‘Murg’ ise ‘kuş.’

Ve nihayet beş vadiden geçtikten sonra gelen Altıncı Vadi ‘Şaşkınlık’ ve sonuncusu Yedinci Vadi olan ‘Yokoluş Vadisi’nde’ bütün kuşlar umutlarını yitirmiş. Kaf Dağı’na vardıklarında geriye sadece otuz kuş kalmış. Simurg’un yuvasını bulunca ögrenmişler ki ‘Simurg – otuz kuş’ demekmiş. Onların her biri birer Simurg’muş. 30 kuş anlar ki aradıkları kendileridir ve gerçek yolculuk, kendine yapılan yolculuktur.

Zümrüd-ü Anka olmaya giden yollardan geri dönüşe neden olan şey geçmiş, bilinen-denenene duyulan güven, rahatlık ve alışkanlıklara bağlılıktır. Sağlamlık arayışımız ve risk almak istemeyişimiz yok oluş-yeniden doğuş döngüsünün engellenmesine neden oluyor. Geçmişe ve köklere bağlılık kaf dağını keşfetmemize fırsat vermiyor ve çürüyoruz. Çürümüş halde yaşamaya devam ettiğimiz takdirde KOKUŞUYORUZ. Sonrada ah neler çektim, ne kadar fedakarlık yaptım, kaderim buymuş diyerek hayata güvenimizi sorgulamaya başlıyoruz. Oysa dipsiz yedi vadiden geçmeden, kendimize ve kolektif alana sorumluluğumuzu yerine getirmemiz imkansız.

İsteklerimizi/nefsimizi kontrol altına alabilmek-diğer bir deyişle kaybetmeyi göze alabilmek

Ruhumuzun, bilinçaltımızın ya da alt beynimizin farkına farkına vararak eğilimlerimizi dengelemek

Tutunduklarımız, sahiplik anlayışımız nedeniyle, yeni bilgiye duyduğumuz düşmanlık, içinde bulunduğumuz sahneyi, kendi gerçekliği içinde algılayamamıza neden olur. Sahiplik ve güvenlik algımızın farkına varmak ve daha çok öğrenmek daha çok bilgi toplamak

Cüzi irademizi ve cüzi irademizle evrendeki etki alanımızın idrakine varmak. İnançlarımızı güçlendirmek

Külli iradeye ve söz konusu iradenin getireceklerine teslimiyette olmak

Aklımızın aydınlığına başvurmak

Sınırsız evrendeki önemsizliğimizle yüzleşmek dolunayın hayatımıza kattığı faydalı enerjilerdir.

İnsan bilmediğine düşmandır. Sadece portakal yemiş bir insana, dünyanın en güzel meyvesi hangisidir diye sorsanız, alacağınız muhtemel cevap portakal olacaktır. Kişi sadece portakal yediğinden, portakal cevabı verir soruya. Bildiklerimize tutunmak, hayata tek bir pencereden bakmamıza neden olacaktır. Sınırsız evreni tek bir pencereden, üstüne üstlük sınırlı algımızla izlemek pek eğlenceli olmasagerek :)

Bu dolunay tutunduklarımızı bırakabilmek, sahip olduklarımızdan vazgeçmeye cesaret etmek, küllerimizden yeniden doğuşa götüren tamamlanmalara taşıyacak bizleri Söz konusu sonlar/tamamlanmalar, efsanedeki yedi dipsiz vadiye doğru yönlendirecek bazılarımızı. Dipsiz vadiye çoktan girmiş, ancak dönmek üzere olan, ölmek üzere olanlaraysa taze kan aktaracak süreç.

Geçmişte yaşadığımız nahoş olaylar nedeniyle oluşan yaralarımız, evrensel bir dokunuşla iyileşecek belki. Belki acıyan yaralarımızı, kendi ellerimizle iyileştirme gücü bulacağız. Merkür, Jüpiter, Pluto üçlüsü, acıya duyarlılığımızı, bastırdıklarımızı kabullenme enerjisi taşıdığından, bakamadığımıza bakma, yapadığımızı yapma anlamında destek verecek.

Yeni başlangıç yapma zamanı değil bu zaman. Eskinin dönüştürülme zamanı, toprağı gübreleme zamanıdır. Kimi zaman azılı bir düşman gördüğümüz kişinin, içimizde yara açan bir davranışını, kendi içimizde, derinlerimizde keşfetme ve yüzeye çıkarma zamanı. Tıpkı denizin derinliklerinden çıkan bir inci gibi :)

Bazen eskiye dönüp bakarız. ”Yahu neden böyle yapmışım, neden bunu düşünememişim, aslında ufacık şeymiş, ben nasıl çözememişim o zaman” deriz bildiniz mi? Dünkü aklımızı beğenmediğimiz anlar derim ben buna. Olayın üzerinden 3 yıl geçmiştir ve biz ancak objektif bakabilecek kıvama gelmişizdir. İşte bu Dolunay süreci, uzun zaman geçmesine gerek kalmadan objektif bakış açısı yaratabilmek, içimizdeki çekirdek noktayla temasa geçebilmek adına devasa bir enerji barındırıyor. Bu nedenle yeniye başlamayın diyorum zaten. Kendimizi fark edelim diyorum. Zümrüd-ü Anka da bir kendini biliş sürecinin tasvir halidir zaten. Kimimiz ateşte yanarak, kimimiz, denizlerde boğularak, kimimiz sakin sakin bakınarak farkedecek kendini. Değmez mi? Bence değer :) Yoksa çürürüz. Çürümüş değerleri gübre olarak kullanamazsak ta kokuşuruz. Bakın önümüz yaz ve sıcaklar geliyor. Kokuşup ne kendimizi ne de başkalarını rahatsız etmeyelim derim ben :)))))

Mars retro sürecini tekra okumakta fayda var. Bknz: Mars Yay Burcunda Geriliyor

Sevgilerimle

“22 Nisan 2016 Akrep Burcunda Dolunay” üzerine bir düşünce

  1. ismim sevgi yılmaz 06 15 1975 cıldır dogumluyum ikizler burcu yum ikizler burcu cift karekderli diyorlar ama bende yok olmasınıda isdeme özelliklerini bana acıklarmısınız..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

nineteen − 9 =