13 Eylül 2015 BAŞAK BURCUNDA GÜNEŞ TUTULMASI

13 Eylül 2015 Pazar günü 09:55 civarı Başak Burcunun 20 derecesinde bir Güneş tutulması gerçekleşecek. Tutulma kısmi bir Tutulma, ancak Ülkemiz, Başak grubu kuşağında olduğundan malumunuz hepimizi direkt etkiler durumda. 20 Mart 2015  tarihinde Balık burcuyla başlayan serinin ikincisini yaşayacağız yarın sabah saatlerinde.

Yeniay ve takibinde oluşacak Güneş tutulması, Ankara merkezli horoskopa göre 11.evde gerçekleşiyor, 3.evde Oğlak burcundaki Pluton’a üçgen, 6.evde Koç’taki Uranüs’e 150. Yükselen sıfır derece Akrep. 6 Ekim 2012’de Akrep burcundaki seyrine başlayan ve 18 Eylül 2015 sabah saatlerinde Akrep burcundaki seyrini tamamlayacak olan Satürn, ikinci evde, Başak/Balık eksenindeki Jüpiter – Neptün karşıtlığıyla T-kare oluşturuyor.

Yükselen iki yöneticisinden biri Mars diğeri Pluton. Mars Aslan burcunda ve tutulma anında güçlü olduğu 10.evde. Uranüs’e üçgen, Satürn’e kare çekiyor. Diğer yöneticisi Pluto ise Zaten Tutulmaya üçgen açıyla katılmış, fakat o da Merkür’e kare. Merkür, aynı zamanda Tutulmanın da yöneticisi.

Tutulma Denebola Sabit yıldızı üzerinde gerçekleşiyor, yine bu durum da tutulmanın önemini gösteriyor.

Tutulma zamanları tüm medeniyetler için önemli olmuştur. Bir çok medeniyet inanışında felaket zamanları olarak anılmış, hatta bazı zamanlarda, tutulmayı seyretmenin dahi insan hayatında felaketlere sebep olabileceği gibi kalıplar yerleşmiştir. Genel olarak baktığımızda tutulma zamanlarının hayatımızda çok köklü değişiklikleri başlattığı doğrudur. Ancak bu kendi kendine başlayan ve gelişen olaylar silsilesi değildir. Külli iradenin, cüzi iradenin seçimlerine etkisidir bu! Süreç içindeki seçimlerimizin ve irademizi yönetme biçimimizin gidişatına yapılan bir müdahale olarak bakmak daha doğru olacaktır.

Bu bakımdan ektiğimizi biçme, ekmediğimizi ise biçememe döngüsüdür bu. Ve yaptığımızın boomerang gibi bize dönme sürecidir. Eğer tutulma zamanı işler yolunda gitmiyorsa, ektiğimize bakmamız gerekli. Muhakkak ki tohum seçimini doğru yapmama ihtimalimizin yüksek olduğunu fark edebiliriz. Tohum seçimi doğru olanların işi zaten yolunda ilerleyecektir. Bu nedenle tutulma zamanlarını felaketin başlangıcı gibi değil, yeniden değerlendirme, toparlanma süreci için bir başlangıç olarak algılamamızın hem bireysel olarak kendimize hem de içinde bulunduğumuz topluluğa oldukça yararı olacaktır.

Daha önceki yazılarımda bahsettiğim gibi Güneş tutulmaları gücü 10 kat artırılmış Yeniaylardır. Yeniaylarda yeni başlangıçlar yapılır. Yeniaydaki yeni başlangıcın tetikleyicisi ile Güneş tutulmasındaki yeni başlangıcın tetikleyicisi arasında da en az 10 kat birim farkı vardır. Bu nedenle normal yeniay zamanında fark edemediğimiz bir tetikleyici, tutulma zamanında ben buradayım diye bangır bangır bağıracaktır. Biz hali hazırda farkında olmaya hazır olmadığımız için, tutulma zamanında gelen, gücü en az 10 birim arttırılmış tetikleyici de afallamamıza sebep olacaktır.

İşte tutulma anlarına felaket zamanları tanımı konulmasının sebebi de budur. Tetikleyici hep oradaydı, biz fark edemedik. İş külli iradeye kaldı ve külli irade dikkatimizi çekecek birimde bir tetikleyiciyle bizi yüzleştirdi. Bize düşense artık, farkedemediğimizi farketmek, göremediğimizi görmek, düşünemediğimizi düşünmek, yapamadığımızı yapmak, başlayamadığımıza başlamaktır Güneş tutulması ve sonrasında.

Her tutulma, takibindeki 4 ila 6 ay arasında değişen süreci etkiler. Bu tutulma kısmi tutulma olmasına rağmen, içinde bulunduğumuz topraklar  bakımından 6 ayımızı etkileyecek diyebilirim. Bu süre içinde yaşadığımız her şey, iç gücümüzü dönüştürmeye seferber edecek bizleri. Peki bu tutulmadan en iyi şekilde nasıl yararlanabiliriz? Elbette ki tutulma değerlendirmesindeki noktalara dikkat ederek mümkün olduğunca yararlanabiliriz.

Jüpiter’in Başak burcu geçişi takibinde aynı burçta gerçekleşen tutulma ve Jüpiter Neptün karşıtlığı inançlarımıza projektörü tutuyor. Burada kastettiğim sadece dini inanç değil, felsefi, politik, bireysel anlamda soyut ya da somut bir kavrama duyulan inanç ve bağlılık/bağımlılıktır. İnanç ve bağlılık/bağımlılıklarımızın ne kadarı tüm insanlığa yararlı biraz bunu sorgulayacağız bu zamanda. Evrensel yasalara göre mi yoksa safi inançlarımıza yakınlığa göre ayrıştırıyoruz bir şeyleri? Ayrıştırdıklarımız insanlık yararına mı yoksa inançlarımızın hitap ettiği kitle yararına mı?

Bu iş evvela ailede başlıyor herkesin malumu. Misal babamız kardeşlerinden biriyle ters düşmüş ve üzülmüşse, hemen koruma kollama moduna giriyoruz doğru mu? Kaçımız babamızın neden ters düştüğünü ve kaçımız bu ters düşme durumunda, babamızın kendi payını sorgulayabiliyor? Zihnimizdeki çekirdek inanç ve bize sonradan ezberlettirilen BABALAR HATA YAPMAZ, YAPSA BİLE SEN O HATAYI KAPATACAKSIN ise hiç bir şeyi sorgulamaz ve bu ters düşmeyi kutuplaşmaya çevirebiliriz. Benim bahsetmek istediğim bu :)

Neden yapmasın, babalar da hata yapar, biz o hatanın üstüne perde çekmeyi bırakmadıkça da hata yaptığının farkına varamaz. Hal böyle olunca düşmanlık ortaya çıkar. Babalarımıza SAHİP ÇIKMAYALIM demiyorum ben, SAHİPLENMEYELİM diyorum. Sahip çıkmakla, sahiplenmek arasında ince bir çizgi vardır. Sahiplendiğin zaman sahiplendiğin şeyin büyümesine izin vermezsin. Sahiplendiğin şeyin kendi sürecini de kontrol altına almaya çalışırsın çünkü. Sahip çık çıkmasına, ama babanın kendi payını da gör ve bunu ifade etmekten çekinme.

Daha çocukluktan yaftayı yiyoruz. Çocuk ilk doğduğunda anneye mi benziyor babaya mı, ilk iş bunun analitiği yapılıyor. Sonrasında sıklıkla anneci ya da babacı kelimesi şırınga ediliyor beynimize. Daha biz kendimizi fark edemeden başka birine aidiyet geliştirmemiz gerekliliğine terk ediliyoruz. İllaki ait olmalısın. Ait olmak içinse ait olduğun şeye benzemelisin.

Anneye, babaya, kocaya, hanıma, siyasi partiye, dine, düşünceye, akıma ait olmayı öğrendik de bir kendimize ait olmayı öğrenemedik. Daha kendine ait olmayı öğrenemeden, bir topluluğa ait olmaya çalışan kişinin yaşadığıdır bu içinde bulunduğumuz kaos. Bazısını yaradılıştan getiriyoruz bu doğru, ama bazılarını sorgulamadan kabul ediyor, ezberliyoruz. Ne için? Ait olmak için! Ancak ait olursan, ait olduğun şeyin olanaklarından faydalanırsın çünkü :))) Yani her durumda inançlarımızı kendimiz var ediyor ve kendimiz besliyoruz. Sunulanı almama özgürlüğümüz de var. Beslemezsek var olmaz öyle değil mi? İnsan olmadan şucu bucu olmak!!!! işte esas sorun bu! Tutulma anı, Venüs ve Mars’ın Uranüs’e üçgen açısı, insan olmaya giden yolda aidiyete yüklediğimiz anlamların değişimine sebep olacak pek bi kaliteli etki taşıyor.

Diğer konu kurban-kurtarıcı yanılsamaları. Hayal ettiğimiz, özlemini duyduğumuz şeye kavuşamıyoruz, olmadıkça da oldurmayana sitem ediyoruz. Tek istediğimiz ona kavuşmak. Fakat beraber yürüyeceğimizi düşündüğümüz kişi ya da kavram şuraya kadar yürürüm bundan sonrasını yürümem diyor. Hayal kırıklığına uğruyoruz, aldatılmışlık hisleri sarıyor benliğimizi. Oysa neler hayal etmiş, neler yapmıştık değil mi? Adeta adamıştık kendimizi duruma. Meğer bu onun için hiç önemli değilmiş diyoruz. Adanma duygularımızın esaretiyle mücadele zamanıdır bir nevi içinde bulunduğumuz süreç.

Bırakma  zamanı, her duyduğumuza, her söylenene itibar etmeme zamanı. Eğer söylenene, yapılana göre hüküm verirsek şuan yaşadığımızdan daha büyük hayal kırıklıklarına davetiye çıkarırız. Şimdi başkası uğratıyordur, buna rağmen bağlılık duyduğumuz şeyi bırakamazsak kendi zindanımızı inşaa etmeye başlar, sonrasında bu zindanda kendimizi hayal kırıklığına uğrattığımızın farkına varabiliriz.

Daha acıdır insanın bir başkası tarafından aldatılmaktan çok kendini aldattığını farketmesi!

Öze bakın dostlarım söylenene değil, yaptırıma bakın, niyete bakın. Niyetle örtüşmeyen sözlere göre karar vermek mayınlı araziye girmeye benzer, ilk adımda havaya uçarsın! Körü körüne inandığımız kişi kurum ya da bireylerin de aslında insanlıkla, etik ahlaki değerlerle örtüşmeyen taraflarını kabul etme zamanı. İşte bunun gibi idealize ettiğimiz birçok şey tutulma dönemince kendi gerçekliğiyle karşımıza gelebilir. Yapmamız gereken düşünemediğimizi düşünmek, yapamadığımızı yapabilmek. Kurtuluş yolu burada.

Uzak doğu savaş sanatlarını bilirsiniz. Biz savaş sanatı desek de, bu işin üstadları savunma sporları der buna. Eğitim başlangıcında ilk öğretilen şey kavgayı sen başlatmadır.” Ancak başlangıcı başkası yaparsa kendini savun.

Başlatanın enerjisinin yoğunluğuna göre farklı savunma tekniği adım adım öğretilir. Savunma sistemini bilmezsen ne olur? Dayak yersin! Savunma sistemini bilirsen ne olur? Gelen etkiyi uygun savunma derecesiyle kırar, savaşı bitirirsin.

Savaşı başlatan doymazlıktır çoğu kez. Daha çok alan, daha çok para, daha çok güç! Bütün savaşlar bu yüzdendir. Sözde ezilenlerin hakları için başlar tüm savaşlar. Öyle başlar, ancak savaş biter ezilen yine ezilendir. Tek değişen ezileni ezendir! İşte bu yüzden en spritüeliniz bile savunma sanatlarını öğrenmeli. Öğrenmeli ki, her sizi kurtaracağım diyene kendini teslim etmesin. Bilmezsen: senin bilmediğini, bildiğini iddia eden herkese kanarsın. Çünkü onların ne bildiğine dair bir tanım yok. Bil ki aklının aydınlığına başvurabilesin. Bu da hayatın bir gerçeği. İnanmayan TARİHE BAKSIN!

Türkü yine o türkü, sazlarda tel değişti, Yumruk yine o yumruk, bir varsa el değişti! Neyzen

Yani iş döndü dolaştı tekrar geldi Sahiplenmeye! Bir kaç satır yukarıda bahsettiğim gibi sahiplenmenin zararlarıdır insanlığa, süreç içinde, gerek bireysel gerek toplumsal düzlemde yaşadıklarımız.

Ve siz gözü dönmüş bir şekilde üzerinize gelen Kızgın bir Boğayı sadece olumlu düşünce ile durduramazsınız. Boğayla baş etme tekniklerini öğrenene kadar Boğa üstünüze gelecektir. Ancak bir Matador gibi olaya bakmaya başladığınızda, aynı zamanda bir Matadorun bilgeliğinde savuşturmayı öğrendiğinizde, Boğa peşinizi bırakacaktır. Olumlu düşünün ama yapılması gerekeni de yapın. Savaşta barış kadar  hükmünü sürüyor bu dünyada. Savaş istemiyorum deyip kenara çekilmek çözüm değil. Savaşı az önce bahsettiğim savunma teknikleriyle karşılayıp, barışa yürümektir esas kahramanlık. Boğayı savuşturduktan sonra tenhada gafil avlayıp acısını çıkarmak, boğaya saldırmak değil :)

Farklılıklarımız, inançlarımızın uygulama yöntem farklılıkları birimizi diğerimizden üstün yapmaz. Hepimiz aynı kaynağa, aynı mesafede bağlıyız. Sadece uygulama yöntemlerimiz farklı. Bazılarımız namaz kılar, bazılarımız ıstavroz çıkarır, bazılarımız duvara ağlar. Duvara ağlayanın, namaz kılana, namaz kılanın da duvara ağlayana üstünlüğü yoktur. İlla doğrusu budur demek için yeterli altyapıya sahip değiliz unutmayın. Hak aynı hak, evren aynı evren. Farklı olan ona ulaşma, onunla bir olma, bütün olma yöntemlerimizdir. Yöntemlere bu kadar takılmayalım.

Takip edenleriniz bilir: zannediyorum  2014 yılı Akrep burcu Güneş tutulması ya da Boğa burcunda Dolunay zamanıydı. Mailler mesajlar ardı ardına. Mesaj içeriğinde sorulan soru ise aynı. Bu tutulmada hangi ritüeli yapmalıyım. Kağıda yazıp yakayım mı? Toprağa gömeyim mi? Nasıl bir meditasyon yapmalıyım? Efendim siz esmalara ilişkin bilgi vermiyorsunuz hangi esmayı çekeyim? Falanca astrolog böyle dedi, feşmekanca antropolog böyle dedi yapayım mı? Vel hasıl kimi aynaya bak demiş, kimi falanca esmayı çek, kimi suya yaz vs…. Hal böyle olunca insan zannediyor ki kağıda yazdığını suya atınca her şey düzelecek. Her birine cevap vermek yerine topluca bir yazı paylaşmıştım o sayfada. Hazır Satürn Akrep burcunda çıkarken tekrar hatırlayalım :)

”Bu gün gece yarısından çok değil 25 dakika sonra bir dolunay gerçekleşecek. Bugün dolunay sebebiyle bilmem ne esması çekmeyin. Dolunay meditasyonu yapmayın, falanca dileklerinizi kağıda yazıp toprağa gömmeyin. Olmadığınız şeyleri olMUŞ gibi göstermeye çalışmayın. Hah hah haaa hayat ne güzel, çiçek böcek her şey harika zırvalarını bırakın.
Bugün tek bir şey yapın, güvenlik alanınıza bakın. Neyi neden güvenli bulduğunuzu sorgulayın. Nerede güçlü, nerede güçsüz hissettiğinize bakın.
Önü sonu belli olmayan, alt yapısı olmayan değerleri bilgileri, sırf başkaları şakşaklıyor diye, sırf saygınlık kazanmak adına, sırf toplumda bir yerim olsun diye uygulayıp uygulamadığınıza bakın.
Nerede kalabalık varsa orada bir şey vardır diye, ardına kuyruk olup olmadığınıza bakın.
Bugün Ahmet’in Mehmet’in neyi neden yaptığı, nasıl yaptığı konularını bir tarafa bırakın. Sadece güvenlik algınıza, kendi değerlerinizi kendinizin oluşturup oluşturmadığına bakın.
Ritüeller sadece işi daha eğlenceli hale getirmek içindir, ritüellere bu kadar takılı kalmayın.
Bu kadar basit işleri kendinize bu kadar zul haline getirerek zorlaştırmayın. Yaşamın matematiği bu kadar basit.”

ÖZ temiz olduktan sonra, sözün ulaşma şeklinin bir önemi yoktur. Özden çıkan bir şekilde yerine ulaşır. Özü temiz olmayanın da altından döşenmiş yoldan gitse sözleri, onun da bir hükmü yoktur :)

Bknz: https://www.evreninkizi.com/16-haziran-2015-ikizler-burcunda-yeniay/

Bknz: https://www.evreninkizi.com/golgelerimiz-ve-iliskiler/

Tüm inanışlarımız, ait olduğumuz topluluk, grup vs’nin uygulamaları ne kadar insanlığa yararlı, ne kadar evrensel eşit düzeyde yarar getiriyor bunu baz almamız gereken bir süreç. Sahte inanışlar, sahte peygamberler, sahte önderler, sahte ortaklara dikkat.

”Efendim olacak ta, ben bu şekilde istiyorum, senin istediğinin önemi yok” diyene hadi oradan çekiverin bir zahmet! Bir şey kaybetmiş olmamakla birlikte, çok şey kazanabileceğinizi söyleyebilirim. Kendinizin farkına varırsınız, varlığınızın hikmetini kavrarsınız daha ne olsun! Emek vermekten çekinen, mücadele ruhunu kaybetmiş kişileri kurtarmaya çalışmayın. Kaybetme korkunuzu, göze almaya çevirecek şartlara sahipsiniz.

Bir şekilde kısıtlama yaşayanlarımız, bu kısıtlanmalara tepki vermek yada durumu tekrar lehine çevirmek için strateji geliştirmek, duygusal sömürü, tehdit gibi davranışlara yönelmek yerine kısıtlamayı yaratan negatif alışkanlıklarını fark etmeye çalışsınlar. Zorlamayın, zira zorladığınız konunun elinizde kalacağı zamanlardayız. Olayı istediğiniz kıvama getirmek için biteviye çaba sarf etmektense, kendinizi olaya uygun kıvama getirmek üzerinde emek vererek çalışmanız yarar getirir unutmayın. Ne demişler: değişmeyen tek şey değişimin kendisidir…

Akıla olan ihtiyacımız artacak tutulmayla birlikte. Bu nedenledir inançlarınızla hareket etmenin yarar getirmeyeceğini söylemem. Çok zor zamanlar geçiriyoruz. Öfkeliyiz, acı doluyuz. Fakat öfkenin de acının da hiç birimize faydası yok. Birbirimize laf giydirmek, farklılıklarımızdan dolayı hep muhalif, tek muhalif kalmak, en geç Kasım ayında, gözümüze batmayanın, gözümüze batmasıyla sonuçlanabilir.

Çok güvenmeyin bir başkasına. O şunu yapmaz, o bunu etmez demeyin! Yapmaz dediğiniz kişinin, yapmaz dediğinizi yaptığını görebilirsiniz. Sonra mahçup olmayın kendinize emi canlarım.

Bir milyon elmayı kolay saymak, gruplama yöntemiyle olur unutmayalım :) Bütünü gruplara ayırır, ayırdığımız grupları kümelere böler, en sonunda kümeleri sayarsak bir milyonu kestirmeden buluruz. Elmalar gruplanmazsa, küme de olamaz, Küme  olmayınca neler olur kim bilir?

Kasım ayı çok önemli bu anlamda. Tutulma ikinci dalgası Kasım ayında gerçekleşebilir. Doğru değerlendirme yapamayanlarımızı Kasım ayı hali hazırda hasretle bekliyor olacak. Daha doğrusu çoğumuzun hasretle beklediği son olarak bakıyorum. İşte bu yüzden üzerimize düşeni yapalım ki yaşama kaynaktan bağlanalım.

Öperim hepinizi sevgilerimle :)

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

17 − 5 =