Uranüs Boğa Burcunda

Mayıs ayı bir çok gezegen geçişine şahitlik ettiğinden önemli bir ay. Bir taraftan Mars’ın Kova burcu geçişi, diğer yandan Uranüs’ün Boğa burcuna geçişi Mayıs ayını başlı başına önemli kılıyor. Bu yıl Mars ve Venüs gerilemesi var. Mars Haziran ayında gerileyeceği burç olan Kova burcuna geçti. Venüs ise diğer bir sabit grup üyesi Akrep burcunda gerileyecek. Venüs gerilemesi de Ekim ayına tekabül ediyor. Tutulumların da sabit grup burçlarında gerçekleştiğini hesaba katarsak bu sene sabitlerin çalıştığı bir yıl olacağını gösteriyor.

Bunlardan en önemlisi ise Uranüs’ün yine sabit grup üyesi Boğa burcuna başladığı sekiz yıllık döngü. Geçişin tam zamanı 15 Mayıs 2018 Türkiye saati ile 18:24. Uranüs burada 16 Kasım 2018’e kadar kalacak. 16 Kasım sonrası Koç burcuna tekrar geçiş yaparak 6 Mart 2019’a kadar Koç burcunda kalacak. Sonrasında Boğa burcuna gerçek geçişi sağlamış olacak. Dolayısıyla 27 Nisan 2026 tarihine kadar Uranüs Boğa sürecinden sorumlu olacağız.

Uranüs zodyaktaki bir tam turunu yaklaşık 84 yılda tamamlar. Bir önceki Boğa Uranüs döngüsü 6 Haziran 1934 ile 15 Mayıs 1942 yılları arasında yaşanmıştı. Bir nesil o döneme şahitlik etti. Ancak insan ömrünü ortalama olarak aldığımızda çoğunluk olarak bu süreci ilk defa yaşayacağız.

Bir önceki süreç, dünya üzerinde sınırların değiştiği, yönetim değişiklikleri ve savaş rüzgarlarının estiği bir dönem olarak göze çarpmakta. Avrupa ülkelerinde başlayan gerilim, dünya üzerindeki bir çok ülkeyi bir şekilde etkilemiş, Türkiye de bu etkiden bir şekilde nasibini almış. O dönem çok büyük bir kurumsal yapılanma içine girmiş olan ülkemiz, bir şekilde yanı başındaki ülkelerde yaşananlardan etkilenmiş ve bir nevi savaş ekonomisiyle idare edilmiş diyebiliriz. Fabrikalar, kurumlar, enstitüler, barajlar kurulmuş, hava yolu seferleri başlamış, uluslararası anlaşmalar imzalanmış, Hatay ana vatana katılmış ve dünyada yaşanan savaşın etkilerinden ekonomimiz de bir şekilde nasibini almış.

Gelelim günümüze;

Bireysel düzlemden baktığımızda, Uranüs Boğa sürecinin getireceği en büyük bilgelik ”Hayatın bir operasyon yönetimi olduğunu” kavramaktır kanımca. Bir şeyin kıymetini bilip, tadına varıp, gerektiği zamanlarda bırakabilmektir.

Boğa’nın eti sebat etmekse, kemiği de güvenlik algısıdır. Kendini güvende hissetmek, hepimizin en çok ihtiyaç duyduğu şey. Güvenlik algımızın önemli bir kısmı 0 ila 7 yaş arasında anne baba ilişkisi aracılığıyla oluşur. İçinde bulunduğumuz çevre, aile ve aileye ilişkin değerler, güvenlik algımızın oluşmasında belirleyici bir rol oynar. Ya kendimizi belli sınır içinde güvende hissediyoruz ya da gerekli şartlar sağlanamadığı için hissetmiyoruz.

Aile içi, çevre içi bu arayışı, hayatımızın geneline yayıyoruz. Evvela anne ve baba ilişkisiyle oturuyor ya da oturmuyor bu arayış.

Mesela bir arkadaşımızın evine konuk olduğumuzda rahat edemeyiz. Giydiğimiz terlik, oturduğumuz koltuk, hatta bir yudum almak için elimizi uzattığımız çay bardağı bile rahatsız hissettirir bize, böyle hissettiğimiz zamanlar vardır bildiniz mi?

Ancak başka bir arkadaşımıza konuk olduğumuzda hiç böyle hissetmeyiz. Hatta o kadar rahat oluruz ki, içimizdeki rahatlık ortamın enerjisine bile yansır.

Bir çoğumuz, bu durumdaki hissimizde, konuk olduğumuz evin sahibinin davranışlarının belirleyici olduğunu düşünebilir. Ancak durum tamamen bizim duygusal ihtiyaçlarımızla ilgili. Duygusal ihtiyacımıza olumlu yanıt veren ortamlarda daha rahat ederiz. Ama aynı şartlar, başka bir ortamda ikinci, üçüncü şahıslar tarafından sağlanmadığında, kendimizi çok da rahat hissetmeyebiliriz.

Takdir edersiniz ki herkesin bizim duygu durum ve ihtiyaçlarımıza yönelik hareket alması isteği, dipsiz bir kuyuya girmek gibi sonu olmayan bir şeydir.

Çünkü sorun bizim duygusal ihtiyaçlarımıza karşı hassasiyetimizde gizli. İnsan sahip olamadığı şeyi gözünde çok  büyütür. Bu nedenle çok tüketiyoruz, bu nedenle çok satın alıyoruz. Zevkle satın aldığımız bir şey ertesi gün önemini yitiriyor artık. Bazen kullanmadan kaldırılıyor bir tarafa.  Sanıyoruz ki, onu aldığımız zaman kendimizi daha rahat hissedeceğiz, daha mutlu olacağız. Asıl olan sahip olmak değil, tadına varmaktır! Bunu unuttuk belki de :)

Velhasıl, sorunun kaynağı bizsek, bir başkası, kendimizi yeterince güvende hissettiremeyecektir. Kendimizi güvende hissedemeyince bir şeyleri garanti altına almaya çalışacağız. Bu nedenle de hayatının farklı alanlarında etkileşim içinde bulunduğumuz kişilerden sürekli taahhüt almaya odaklıyız belkide…

Sıklıkla karşılaştığım bir durum vardır: Yeni bir ilişkiye başlamak üzere olan danışanlar, bu ilişkinin evliliğe gidip gitmeyeceği, nikah taahhüdü olup olmadığını sorgular. Ve ısrarla aynı soru ” Evlilik olacak mı sonunda? Eğer olacaksa mücadele ederim, olmayacaksa, uğraşmak istemiyorum.”

Nikah taahhüdü ister danışan burada.

Ancak genellikle nikah taahhüdü istemeden evvel, danışanın kendini nikah taahhüdüne odaklı hale getiren şartları tahlil etmesi ve çözmesi gerekiyordur mesela. Duygusal güvence sorununun altında yatan sebeplerle yüzleşmesi ve şartlanmalarından özgürleşmesi gerekiyordur. Belki bu ilişki de bunu aşması için bir deneyim sahnesi olarak sunulmuştur kişiye.

Kişi evlilik, nikah taahhüdüne odaklı hareket ettiği müddetçe de ya gecikecektir ya olmayacak. Sonunda taahhüt yerine gelse de gelmese de o birliktelik kişiye çok şey katacak ve öğretecektir aslında. Nikah taahhüdünün altında yatan sebepleri tespit etmeden, kişi orayla savaşını bitirmeden, yeterli doyumu sağlayamaz ilişkilerinde aslına bakarsanız.

Uranüs Boğa süresince alışkanlıklarımızı yeniden değerlendirip, faydasız alışkanlıklarımızı değiştirmekle mükellefiz.

Alışkanlıkların kökeninde şartlanmalar vardır. Tüm alışkanlıklar, daha önce beynimize yerleşen şartlanmaların oluşturduğu bir nevi takım programlar gibi işler. Eski bir alışkanlığı değiştirmek için, önceden kendimizi şartlandırmamıza neden olan olay ya da düşünceyi bulup, tekrar değerlendirmek ve yerine yararımıza olacak düşünceleri koymak gerekmektedir.

Çocuklukta sürekli annesinin, ”işe yaramazlık ya da hiçbir şeyi beceremeyeceğine” dair söylemleriyle büyüyen çocuk, buna şartlanmıştır. Yetişkin bir birey haline geldiğinde:

ya kendinden şüphe duyarak, zaten üstesinden gelemeyeceği bir işe girişir.

ya kendinden şüphe ettiğinden, zaten işe yaramazım kaygısıyla elini hiçbir şeye sürmeyebilir.

ya da işe yaradığını annesine ıspatlamak gerekçesiyle, konuyla alakalı olsun/olmasın her şeye yetmeye çalışabilir.  

bu üç önermede de, birey çocukluk şartlanmalarına dönüp bakıncaya dek, elini attığı her iş olumsuz sonuçlanacaktır. Birey olarak, bilinçli bir şekilde alışkanlıklarımızın kökeninde yatan şartlanmalara inmeden, asla alışkanlıklarımızı değiştiremeyiz.

Uranüs her birimizin alışkanlık olarak devam ettirdiği programlanmış davranış ve eğilimlerini incelemeye olanak sağlayacak gelişmeler taşıyacak hayat sahnemize. Bilinçsiz olduğumuz alışkanlıklarımızı ortaya çıkaracak. Beklentilerle, sonuçların farklı olması neticesinde yapabilir bunu dikkat edin :)

Bizim burada yapacağımız, girişimlerimizin sonuçsuz kalmasına neden olan, bireysel alışkanlıklarımızı fark etmek ve bu alışkanlığı edinmemize neden olan şartlanmaları tespit etmek. Şartlanmaların Çoğu 0 – 7 arasında oluşur. Ancak çocukluktaki kadar sık ve derin olmasa da insan ömrü boyunca devam eder. Nefes aldığımız her an devam edebilir şartlanmalar. Ne kadar bilinçli bir şekilde yaklaşırsak bir konuya, şartlanmalardan o denli bağımsız oluruz.  İşte o zaman kaynağından şifa başlar :)

Uranüs’ün etkisi, işlevini yitirmiş olan şeyi parçalamaktır. Bu nedenle enerjisi biraz dengesizdir diyebilirim. Bizler tutunmayı seven varlıklar olduğumuzdan, Uranüs enerjisini pek sevimli bulmayız. Bırakmayı sevmeyiz çünkü. Ancak Uranüs’ün enerjisini dengesizleştiren, yeni dönem enerjiye uyum sağlayamayıp, direnmektir. Zaten Boğa enerjisi sabit olduğundan, 8 yıllık dönem içinde karşılaştığımız olay ve durumlara esneklikle yaklaşmak Uranüs enerjisini dengelemek adına önemli olacaktır. Zira Uranüs’ün yıkıcı enerjisi en çok direnç gösterildiğinde ortaya çıkar.

Gelenekler, kültürel yapılar, düzenler yenilenmeye mahkumdur. Evren değişiyor, doğa değişiyor, insanlar değişiyor. Tüm yapılar insanlar için kuruluyor. İnsan değiştiği zaman, bir önceki zaman diliminde kurulmuş bir yapı da artık işlevini yitiriyor.

Eskiden eve telefon bağlattırmak bile bir lüksken, şuan durakta beklediğimiz otobüsün ne zaman geleceğini, nerede olduğunu cep telefonlarımız aracılığıyla öğrenebiliyoruz. Her şey gibi teknoloji de değişiyor.. Ya biz?

Ait olduğumuz kültürel yapı, gelenek görenekler, hayat tecrübelerimiz, YANİ DIŞSAL KOŞULLAR biz izin verdiğimiz oranda BİZİ oluşturuyor. Sonra biz, bizi oluşturan değerleri beslemeye devam ediyoruz. Her tuğlanın üzerine bir tuğla da biz koyuyoruz.

İnsan eliyle yaptığımız, koyduğumuz, ”bu budur/doğrusu budur” dediğimiz kurallar, düzenler getiriyoruz. Bir şekilde çevremizdeki insanın ki: kimi zaman eşimiz kimi zaman çocuğumuz, kimi zaman arkadaşlarımız da o sisteme uysun diyoruz.

Bütün gelenek görenek ya da düzenlemeleri ise iyi niyetle oluşturuyoruz. Gel gelelim o iyi niyet, kurduğumuz yapının devamlılığını sağlamak bir tarafa dursun, bazı zamanlarda hallaç pamuğu gibi oradan oraya savrulmaya yetiyor da artıyor bile. İyi niyetle yaptığımız herhangi bir girişim, tahmin edemediğimiz başka zararlara zemin hazırlayabiliyor. Bazen de olayları düzenlemek şöyle dursun, hep içinden çıkılmaz bir hale getirebiliyor.

İşler içinden çıkılmaz hale gelmişse, havlu atıp ” Ne olacak şimdi? Nasıl düzelteceğim durumu? cümlesini kurmaya başlıyoruz.

Bir bina düşünün: ne kadar sağlam yapmış olursanız olun, belli bir süre sonra eskimeye mahkumdur. Eskidikçe de tadilat görmeye mahkumdur. Artık miyadı dolduğunda da yıkılmaya mahkumdur. Bu doğanın kanunu…

İstediğimiz ya da önem verdiğimiz tek şey kurduğumuz yapının devamlılığı olmasın. Çünkü her yapı ne kadar iyi bakılırsa bakılsın zamanı geldiğinde eskimeye ve işlevini yitirdiğinde de çökmeye mahkumdur!

Gayrimenkul yatırımı yapacaksınız diyelim. Yeni bir yapı mı tercih edersiniz? altmış yıllık bir yapı mı? Diyelim ki yenisini tercih edeceksiniz. Belli bir süre sonra yeni diye aldığınız daire de eskiyecek, tadilat gerekecek, bir şekilde devamlılığı sağlamaya çalışacaksınız. Kaçınız evde bir tesisat patlak verdiğinde, oturup kendi kendine düzelmesini bekliyor? Ya da kaçınız yeni bir daire satın almak varken, gidip altmış yıllık daireye yeni daire bedeli ödüyor? Evlerimizi yeniliyoruz, eşyaları yeniliyoruz ama iş zihnimizin içindekileri yenilemeye gelince o kadar cevval olamıyoruz değil mi?

Tutunduklarımız, alışkanlıklarımız, güvenlik duygumuzu şekillendiren dersler ya da tecrübe ettiklerimiz bazen yeni bir şeyi denememize izin vermez. Yenilenmeden, daha fazla şeyler tecrübe etmeden yaşar gideriz öylesine. ”Ama benim bildiğim yol bu, başka bir şey gelemez ki elimden” diyenleriniz mutlaka olacaktır. Bildiğiniz bu olabilir, ancak bu durum, başka bir yolu öğrenmenize engel olacak anlamına gelmez. Hep aynı yemeği pişirmek gibi bir şeydir bu :) Her gün aynı yemeği yemek bir süre sonra gına getirmez mi? :)))) Ya da siz hiç emeklemeyi öğrendiği için yürümeye ihtiyaç duymayan bir çocuk gördünüz mü?

Evimizin pencerelerini döşettiğimiz malın kalitesi, yağmur mevsimi başlangıcıyla belli olur. İşçilikteki bir hatayı yada kullanılan malzemenin kalitesini biz bu dönemde fark ederiz. Eğer malzemenin kalitesinden, ergonomikliğinden ziyade, görüntüsü yada ucuzluğu gibi faktörlere odaklanarak seçim yapmışsak bunun sonuçlarını yağmur mevsiminde yaşarız. Bazılarımız yeniden bir sistem döşetmek zorunda kalırken, bazılarımız üretici firma hatası nedeniyle olduğundan daha az maliyetle bu işleri atlatabilirler. Bazılarımız da doğru seçim yapmış olmanın hazzını yaşar. Pencere neden sızdırıyor bunu gerçekten kavramak, bunda en az başkalarının payı kadar kendi payımızı fark etmek ve yapılması gerekeni yapmak. İşte esas mesele bu.

İşte Uranüs eskimiş şeyleri ortaya çıkaracak. Eskimiş şeyi fark edip yenileyen kazanır, direnen kaybeder! Bırakmayı bilmeyense acı çeker!

Uranüs Boğa seyri süresinde bireysel ifade önem kazanmaya başlayacak.

Köklerimize bağlılığımız ile ilgili sıkıntılar yaşayabiliriz. Daha önceden inzibat askeri gibi uyduğumuz kural ve sınırlamalar bizi rahatsız etmeye başlayabilir. Bu kısıtlamaları kırmak, kıramadığımız zamanlarda da kaçma eğilimi ortaya çıkabilir.

Reddedilmişlik hislerine dikkat edin. Kilit orada saklı olabilir.

Uranüs burada gelenekler ve kültürel yapıların yıkıcı yönlerini ortaya çıkarıp değiştirmesiyle ünlüdür.

Ben merkezcilik, sabit fikirlilik, duyarsızlık, kontrol kurmaya çalışma, katılık ve direnç gibi eğilimler, Uranüs’ün yıkıcı doğasının daha çok ortaya çıkmasına neden olacaktır.

  • İçinde bulunduğumuz ortamdan daha farklı ortam yaratma isteğinde artış olabilir.
  • Etrafınızda oluşabilecek değişimlere direnmeyip, yenilenen şartlara uyum sağlamak için çaba harcayın.
  • Kendi duygularınızı gözden geçirin ve kendi gerçeğinizin farkına varmaya çalışın.
  • İnsanlarla ırk, din ya rol ve kimliklerden bağımsız olarak ilişki kurmaya özen gösterin.
  • İnsani yaklaşımlarla hareket etmeye özen gösterin
  • Farklı fikir ve görüşlerde olduğunuz kişilere saygı gösterin. Birine saygı göstermeniz, o insanla hem fikir olduğunuzu göstermez.
  • Kontrol kurmaya çalıştıkça işler daha çok karışacaktır. Bunun yerine değişen şartlara göre kendi oto kontrolünüzü sağlamayı amaç edinin.
  • Fanatik, sabit fikirli ya da duygusal kaynaklı görüşleriniz ile objektif bilgiyi birbirinden ayırabilirseniz, 8 yıllık döngüde karşınıza çıkabilecek problemlerle daha rahat baş edebilirsiniz. Bunun için de duygusal dürüstlük çok önemli.

Evet sevgili dostlar, sekiz yıllık yeni bir ezber bozma sürecine girmiş bulunuyoruz. Haritanızda Boğa burcu hangi evdeyse, o alanda bir sadeleşme ve değişim döngüsü yaşayacaksınız. Geçişten ilk etkilenecekler Boğa, Aslan Akrep ve Kova burçlarıdır. Boğa burcunda kişisel gezegeni olanlar ve diğer sabit grupta kişisel gezegeni olanlarda nispeten benzer etkileri alacaklar.

Bundan önceki 7 yıllık süreçte Koç, Yengeç, Terazi ve Oğlaklar köklü bir değişim süreci geçirmişti. Şimdi, sıra Boğa, Aslan Akrep ve Kovalarda.

Tebrizli Şemş’in de dediği gibi:

”Hakkın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol.

Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın.

Düzenim bozulur, hayatım alt üst olur diye endişe etme.

Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden iyi olmayacağını?”

Sevgilerimle

 

Yazıyı Paylaş!Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Pin on PinterestShare on LinkedInEmail this to someone

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir