31 Ocak 2018 Aslan Burcunda Ay Tutulması

2018 yılının ilk tutulması 11°Aslan burcunda gerçekleşiyor. Ay tutulmaları Dolunayların gücü epey arttırılmış bir türüdür diyebiliz. Bu nedenle oldukça güçlü enerjiler taşırlar ve tutulma sonrası yeni bir döngü başlamasına olanak sağlarlar. Dolunayların hayatımıza, haritamızda bulunduğu konum konularınca tamamlanmayı ya da sonlanmayı sağlayacak olaylar taşıdığını hep söylerim yazılarımda.

Attığımız adımların, aldığımız kararların, her türlü eylemlerimizin olduğu kadar, üstünü örttüğümüz sorunlar, anlaşmazlıklar, yüzleşmekten kaçındığımız gerçeklerin de görünür hale geldiği çok özel olaylar yaratırlar. Normal Dolunaylarda tamamlanma sonrası adım adım yeni başlangıçlar varken, Ay Tutulmalarında somut ve güçlü  enerjilerle olay yaratacağından etkisi bir anda gelir ve bir anda yeni yollar sunar önümüze.

Yarın gerçekleşecek olan tutulma, bir tam tutulmadır. Tutulmanın tam veya halkalı oluşu Ay’ın Dünya’ya uzaklığı ile belirlenirken, parçalı oluşu Ay, gözlem yeri ve Güneş arasındaki açıyla, bir başka deyişle, her üçünün tam olarak aynı doğrultuda bulunmamasıyla alakalıdır.

Tam Tutulmada Ay, Dünya’nın tam gölge konisinden geçer. Bir tam Ay tutulmasında Ay’ın bize dönük yüzü kızıl bir renk alır ve kolaylıkla gözlenir. Kanlı tutulma ya da kanlı ay denme sebebi budur :)

Astrolojik olarak ele aldığımızda, Tam tutulma esnasında, beliren durum olay ile diğerlerinde beliren durum arasında gerek zamansal gerekse kuvvet açısından fark vardır. Tam tutulmada durum, ani, birden ve kökten dönüştürücü etkiler taşır. Ne sonraya bırakabiliriz, nede görmezden gelebiliriz bazı şeyleri.

Genel olarak tutulmalarda panik havası halinde, şu sorularla karşılaşıyorum:

Acaba beni çok mu etkileyecek?

Ya hayatım alt üst olursa?

Yine mi kötü olaylar?

Dostlarım evren durduk yere kimsenin başına çorap örmez! Başınıza çorap örülmüş gibi hissediyorsanız illa ki vardır bir nedeni. Tüm danışmanlıklarımda ya da seminerlerimde buna değiniyorum ve ısrarla şunu söylüyorum ”Tutulmalar yolunda gitmeyen olay ve durumları belirginleştirir. Yapmamız gereken, yolunda gitmeyen, duruma neden olan kişisel payımızı  görmek, mutlaka dönüp kökenini bulmak ve yeniden düzenleme yapmaktır” diye. O nedenle tutulma anlarını kriz zamanları olarak değerlendirmek yerine, sıçrayış için bir basamak olarak görebilir/değerlendirsek, sürecin verdiği kuvvetten daha olumlu olarak faydalanırız.

2018 yılı tutulma döngülerini inceledim. Çok köklü değişim/dönüşüm taşıyan bir yıla giriyoruz. Yol uzun, menzil puslu lakin sonuç müspet olacaktır bir çoğumuz için. Ocak ayının son gününde gerçekleşen tutulma, biraz ezber bozduran ve cevapları farklı pencerelere saklayan bir tutulma olacak gibi. Buna bağlı olarak başlangıç tarihi itibariyle, baskın olarak ilk iki ay olmak üzere toplamda altı ay boyunca etkileneceğiz.

Türkiye saati ile 16:27 civarında Güneş ve Ay tam olarak karşı karşıya gelecek. Ankara merkezli haritaya göre tutulma birinci evde gerçekleşiyor. Birinci evde gerçekleşen tutulmalar, kişinin bireyselliğini kullanma biçimini sorgulamasına neden olacak olaylar taşırlar.

Ay düğümlerinin Aslan/Kova eksenine geçmesiyle birlikte kendimiz olma, bireyselliğimizi geliştirme yönünde kadersel deneyimler yaşamaya başlamıştık. Hem bir gruba ait olup, hem de eşsiz varlığımıza nasıl sahip çıkarız, kadersel etkiler bize bunu öğretiyor şu sıralar.

Bastırdığımız duygularımızla yüzleşip, onları ifade etmeyi ve gerekirse o duyguyla birlikte hayata katılmayı öğrenme sürecindeyiz. Aidiyetten çok kendimiz olmakla meşgul olma dönemindeyiz. Bknz: Ay Düğümleri Burç Değiştiriyor Aslan/Kova

Aslan burcunun temel dersi kendi değerini bilmek, değerini oluşturmak için çalışmakken, gölge yönü de kibir ve bir parça aç gözlülüktür. 31 Ocak 2018’de gerçekleşecek olan tutulma, Aslan burcunun gölge özelliklerini ortaya çıkaracak gelişmeler yaşanabileceğinin göstergesi gibi. Zira tutulma Jüpiter’den T-kare alıyor. Abartı davranışlar, aşırı tepki verme, gereksiz koruma ihtiyacı tuzaklarına çekilebiliriz.  Verdiklerimizle aldıklarımız terazi kefesinde eşit durmayabilir. Öyle ya da böyle bir şekilde geçmişten gelen hayal kırıklıkları tekrar gündemimize oturabilir. Kıssası, içimizdeki doyumsuz veya sorumsuz çocuk avaz avaz bağırabilir.

”Çocuğunuz merdivenlerden çıkarken elinden tutmayın” der Doğan Cüceloğlu ve devam eder ”Arkasına siper olun, ancak sizi görmesin. ”

Doğan Cüceloğlu’nun sözleri, bizim toplumumuzun anneliğe yüklediği anlama ters düşer :) Çünkü anne, çocuğunun düşüp bir tarafını incitmesine izin vermemelidir :)))) Konumuz annelik değil. Fakat yazımın içeriğine oldukça uygun bir konu :) Çünkü temel oradan başlıyor.

Düşüp yeniden ayağa kalkmasına, annesi tarafından (korumak bahanesiyle) izin verilmeyen çocuk, büyüdüğü zaman sık sık tökezliyor. Tökezlemesine neden olan koşullarla nasıl başa çıkabileceğini öğrenmediğinden, bu kez başka bir omuz arayışına giriyor.

Rahat bir anne tarafından yetiştirilmiş bir kesim de, annelerinin rahatlığına karşı almış oldukları tavırdan dolayı korumacı anne rolü yüklenebiliyor. Her durumda bazılarımız anneden öğrendiği rolü, bazılarımız ise anneden alamadıklarına inandıkları enerjilerin rolünü tıpkı bir gömlek gibi üzerine giyip onunla bütünleşiyor.

Temelden gelen yapı bozukluklarımıza projektör tutuluyor bu tutulmada.

Özveri ile fedakârlık kavramını çoğu zaman birbirine karıştırıyoruz. Özveriyle atılan her tohum çiçek verirken, fedakârlıkla atılan tohumlar genelde hayal kırıklığı yaratmaktadır..

Fedakârlık, adı üzerinde feda etmekten, kaybetmeyi, bırakmayı göze almaktan gelir. Bir nevi fedadan kâr sağlamak diyebiliriz bu duruma. Ruhsal açıdan baktığımızda fedakârlık  kurban bilincinden gelir, özveri öz’den.

Özveri sınırlarını bilir, ne olduğunu, ne kadar yeteceğini de bildiğinden:

beklenti yoktur, zorlama yoktur, kâr anlayışı yoktur, limit aşımı yoktur. Özde ne varsa, o ölçüde vermek vardır.

Ancak fedakârlık kurban bilincinden geldiğinden: 

ayartılmaya açık bir kapı vardır, beklenti vardır, kâr duygusu vardır, çok ağır sorumlulukları vardır.

Acaba fazla fedakârlık yapmış olabilir miyiz? Başkalarını suçlu ilan etmenin altında bizim yanlış yönlendirilmiş iyilik etme hevesimiz olabilir mi? Ve biz bu iyilik etme sevdamızın kurbanı olmuş olabilir miyiz?

Hepimiz bir şeyler istiyoruz hayattan. İstediklerimiz farklılık gösterse de, bir şekilde talepkâr olduğumuz doğrudur. Kimi ev ister, kimi araba, kimi başarılı olmak, kimi çok sevilmek, liste böyle uzar gider. İsteklerimize ulaşıp ulaşamamızı, genelde ona ulaşmak için gidilmesi gereken yollardan gidip gitmediğimiz belirler. Her sonucun zorlu ya da uzun bir yol hikayesi vardır. Eğer meyve istiyorsanız, paranız varsa, ücretini öder alırsınız. Ancak meyve bahçesi istiyorsanız, ağaç dikmeniz gerekli. Ya da ücretini verip hazır meyveli bir bahçeyi satın almışsanız, sürekliliği sağlamak adına o bahçeye bakmanız, onunla ilgilenmeniz gerekli. Ben ilgilenmek istemiyorum ama yine de meyve versin diyorsak o iş biraz zor.

Biri bir hedefine ulaştığında, istediği bir şeye kavuştuğunda ve bunun tadını çıkarak yaşadığında, ilk gördüğümüz şey o kişinin düşlediği şeye ulaşması oluyor. Ancak elindeki şeye ulaşmak için hangi yollardan geçtiğini, neleri feda ettiğini, belki de ne kadar zorlandığını, kısacası hikayesini bilmiyoruz. Bildiğimiz tek şey sonuca erişmiş olması oluyor.

Eğer bilgili olmak istiyorsan, kitap okuyacaksın, araştıracaksın ve bu yaşamının yadsıyamayacağın bir parçası olacak. Eğer kısa yoldan gitmeye meyledersen belki bir dönem bilgili gibi görünür ve itibar toplarsın ancak devamı gelmediği için eninde sonunda takke düşecektir. Bu süre bir yılda olabilir, bir gün de, beş yıl da… Sonuçta gerçek er geç ortaya çıkacaktır. İstiyoruz:

okumadan bilgili olmayı

çalışmadan zengin olmayı (gerçi çalışarak zengin olmakta göreceli bir kavramdır ya neyse ona girmeyelim şimdi :)))

sevmeden sevilmeyi

mücadele etmeden, mükafatı

Tolstoy, “İnsan Ne İle Yaşar” ismini verdiği kitabında, çiftçi Pahom’un ilginç, bir o kadar da ders alınacak öyküsünü kaleme almıştır:

Sıradan, kendi halinde bir çiftçi olan Pahom, daha zengin bir hayatın hayalini kurmaktadır. Uzak bir yerlerde cömert bir reisin karşılıksız toprak verdiğini duyunca, daha çok toprak elde etmek için reise gidip talebini iletir.

Gerçekten de Reis herkese istediği kadar toprak veren cömert biridir. Pahom’a “Sabah güneşin doğuşundan batışına kadar kat ettiğin bütün yerler senin fakat güneş batmadan yeniden başladığın yere dönmen gerek.” der ve ekler:
“Yoksa bütün hakkını kaybedersin.”

Pahom güneşin doğuşuyla beraber başlar yürümeye… Tarlalar, bağlar, bahçeler geçer. Tam geri dönecekken gördüğü sulak bir araziyi es geçemez. Şu bağ, bu bahçe derken bakar ki güneşin batmasına az kalmış. Koşar, koşar, ama kesilir takati. Halsiz adımlarla yürümeye devam ederken, Pahom’un burnundan kanlar damlamaya başlar. Tam başladığı noktaya yaklaşmışken, bir an yığılır yere ve bir daha kalkamaz…

Reis olanları izlemektedir. Defalarca şahit olduğu olay yeniden vuku bulmuştur. Adamlarına bir mezar kazdırır. Pahom’u bu mezara gömerler. Reis Pahom’un mezarının başında durur ve şöyle der:

“Bir insana işte bu kadar toprak yeter!”

Bazen bir şeyi isterken tıpkı Pahom gibi açgözlü ve kolaycı bir yaklaşımla hareket ediyoruz. Pahom da çalışmadan ya da bedelini ödemeden bir şeylere sahip olmaya çalışıyor. Ama onun sonunu getiren bu değil. Tam geri dönecekken gördüğü sulak bir araziyi es geçememesi. Şu bağ, bu bahçeyi de alayım demesi eşittir nerede durması gerektiğini bilmemesidir. Abartı, açgözlülük, kendi isteklerine düşkünlük, sorumluluk taşımak istememe, kolaycılık, emek vermeden yemek sahibi olmaya çalışma bunlar hep egonun besin kaynaklarıdır. Ancak insanın sonunu getiren egosu değil, nerede duracağını bilmemesidir.

Şu an karşılaştığımız sonuçlar acaba nerede duracağımızı öğrenememiş olmamızdan kaynaklanıyor olabilir mi? Aç gözlü hareket ediyor olabilir miyiz?

Yoksa fazla uyumlu olmak yüzünden, sınır adabını aşan davranışlara maruz kalmış olabilir miyiz? Kendi haklarımızı ileri sürmekte, sınırlarımıza sahip çıkmakta zorlanıyor olabilir miyiz?

Tutulma öyle ya da böyle bir şekilde ilişkilerimizi test edecek. Bireyselliğimizi kullanma biçimimiz, söz konusu testin sonucu konusunda belirleyici olacaktır. Suçlamak, hep bana demek, emek vermeden yemek istemek, dolambaçlı yollara başvurmak, durumu düzeltmek için kendimizle yüzleşmek yerine, başkalarını hizaya getirmek için bir şeyler yapmak tutulmanın taşıdığı olumlu enerjileri kaçırmamıza neden olur benden söylemesi.

Ancak sorumluluk alıp ”acaba ben nerede hatalı davrandım” sorusunu kendimize yöneltebilirsek, tutulmanın taşıdığı kuvvetten daha olumlu etkileniriz.

İçimizdeki çocuğu bulup büyütmeye çalışmalıyız. İçimizdeki aç gözlü, yaygaracı bir çocuk da olabilir, sorumluluk bilinci taşımayan bir çocuk da… Eğer dışsal faktörler tarafından sağlanan ve egomuzu pofpoflayan her şeyin bir aldanma döngüsü olduğunu fark edebilirsek, içimizdeki çocuğu esas o zaman besleyip büyütürüz. Onaya, alkışa ihtiyacımız da kalmamış olur böylece. Özde olan şeyin, dışsal koşullardan gelecek besine ihtiyacı yoktur, o zaten akar gider. Çünkü bir HAL haline gelmiştir.

Tutulma ilk etapta sabit grup burçları üzerinde etkili olacak.Sabit grup burçlarından en çok:

29 Temmuz – 9 Ağustos arası doğumlu Aslanlar

26 Ocak – 8 Şubat arası doğumlu Kovalar

27 Nisan – 7 Mayıs arası doğumlu Boğalar

30 Ekim – 9 Kasım arası doğumlu Akrepler etkilenecekler

Tutulmadan direkt destek alacaklar ise:

27 Mart – 6 Nisan arası doğumlu Koçlar

29 Temmuz – 9 Ağustos arası doğumlu Aslanlar

29 Kasım – 9 Aralık arası doğumlu Yaylar

Tutulmadan destek fırsatlarına açık olanlar:

26 Ocak – 8 Şubat arası doğumlu Kovalar

28 Mayıs – 7 Haziran arası doğumlu İkizler

29 Eylül – 10 Ekim arası doğumlu Teraziler

Yengeçler, Başaklar, Oğlak ve Balıklar direkt destek almamakla birlikte, tutulmanın gerçekleştiği alan ve bireysel harita şekline uygun şekilde olumlu ya da gergin etki alabilirler.

Sevgilerimle

Yazıyı Paylaş!Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Pin on PinterestShare on LinkedInEmail this to someone

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir