31 Mart 2018 Terazi Burcunda Dolunay

31 Mart 2018 Cumartesi günü saat 15:38 civarı 10°Terazi burcunda bir dolunay oluşacak. Dolunay 2.evde, 8.evdeki Merkür’e karşıt, 5.evde kavuşan Mars ve Satürn’e kare. Dolunay yöneticileri birbirleriyle olumlu bir etkileşim kurmuş. Dolunay anında 29°Aslan burcu yükseliyor ve kraliyet yıldızlarından Regulus yükselen noktası ile kavuşum halinde.

Mars’ın Oğlak burcuna geçmesi ile nispeten önemli bir süreç başladı ki bu Nisan ayı boyunca da devam edecek. Ağır toplardan Satürn 20 Aralık 2017’de Oğlak burcuna geçmişti. Pluto ise 2008 yılının Ocak ayından bu yana Oğlak burcu seyrine devam ediyor. Mars 31 Mart Terazi burcu dolunayında Satürn’le, ardından 24 Nisan takibinde de Pluto ile kavuşacak.

Peki bu kavuşum neden önemli? Kavuşumlar aynı ay içerisinde gerçekleşen yeniay ve dolunaylarla ılımlı/gergin açılar kuracak. Satürn’ün Terazi burcunun yücelim yöneticisi olması, Mars’ın da Terazi burcunun karşıt burcu olan Koç burcunun yöneticisi olması ve gergin açılı bir dolunay yaşayacağımız hasebiyle söz konusu kavuşum bir hayli önem taşımakta.

Terazi burcu başkalarının farkındalığı kavramını sembolize etmekle birlikte barışa, adalete, uyum ve uzlaşma kavramlarına yatkınlığıyla ünlüdür. Hak, hukuk, adalet kavramları hepimizin daha kaliteli bir yaşam sürmesi için en önemli değer değil mi? Adalet eşitlik getirir. Eşitlik derken herkes biyolojik, felsefik ya da mantıksal anlamda eşit demiyorum burada. Hepimiz farklı farklıyız, ancak farklılıklara rağmen eşit haklara sahip olmalıyız- esas anlatmak istediğim bu.

Hepimiz fena halde takıntılıyız adalete ya da hakkın yerini bulmasına. Ancak buradaki adalet, bireysel adalet anlayışımız mı? Yoksa evrensel adalet sistemi mi? Kime göre adalet? Neye göre adalet? Esasen Adalet kavramı Evrensel yasalara göre belirleniyor. Anahtar kelime dürüstlük. Önce kendi kendimize dürüstlük. Kendimize dürüst olursak, evrene dürüst oluruz, evrensel yasalara dürüst oluruz.

Gel gelelim ne kadar uygulayabiliyoruz bunu? İşin içine sevgi, akrabalık, tanışıklık, aidiyet girince işler değişiyor. Yanlış bir eylemi sevdiğimiz, yakınımız, ait olduğumuz topluluktan biri yaptığındaki tavrımız ve yargımız ile tanımadığımız, bilmediğimiz ya da sevmediğimiz biri yaptığındaki tavır ve yargımız eşit mi? Eğer eşit değilse adalet anlayışımızda bir sorun var demektir.

Yapılan ve yapılmış olan bir haksızlığa, yakınlık ilişkilerimizden dolayı (sırf anamız, babamız, seviyoruz vs diye) karşısında duramıyorsak, karşı durmak şöyle dursun, üstüne birde haksızlığa kılıf uydurmaya çalışıyorsak vay halimize. Daha kendimiz olmayı öğrenmeden, bireyselleşmeden, ait olmaya koşullanırsak, adalet kavramının içini boşaltmış oluruz. Bugün adalet terazisinin şaşmasına çanak tutarsak, yarın şaşan terazinin altında kalırız.

Hatırlarsanız adalet tanrıçası Justitia’nın gözleri bağlıdır. Göz bağı sembolünün anlamı tarafsızlıktır. Yargıcın karar verirken duygularının, eğilimlerinin etkisinden arınması ve olayları aklın soğuk muhakemesinden geçirmesi, bilgelikle değerlendirmesidir. Yani Adalet Terazisi sembolünün anlamı, Justitia’nın tarafsızlığı temsil etmesidir. Bu nedenle bir durumla ilgili kanıya varırken, kimliklerden, rollerden, yakınlık-uzaklıktan bağımsız bakmamız gerekli. İşte o zaman, evrensel yasalar işler ve doğa işini yapar. 

Kelime ya da cümle olarak basit lakin uygulamak bir o kadar zor! Bakın imkansız demiyorum, zor diyorum. Biraz emek ve çaba gerekli sadece. Öyle adalet adına değişmesi gerekenleri dile getirmek ya da  sağa sola vaaz vermekle de olmaz bu iş.

Adalet kavramının temelinde dürüstlük vardır. Olabildiğince dürüst olmak. Ola ki bir hata yapmışsak ”ben bu hatayı yaptım” cümlesini kendimize itiraf edebilmektir. Her şey insanın bireysel bilincinden başlar, oradan yansır. Bu nedenle herkese dürüstken, kendimize değilsek, yine başaramayız bir şeyleri. Evvela kendimize dürüst olacağız. Sonra en yakınımızdakilere, sonra daha dışarıdakilere, daha, daha…

Bir şeyleri ne kadar çok bastırıyorsak, acımız ne kadar fazlaysa, kendimizi kandırma olasılığımız da o oranda artar. Bu durumda kendimize dürüst olamayız haliyle. Kendimize dürüst olmazsak, o dilimize doladığımız adaleti nasıl sağlayacağız peki? Bu dolunay, kendi değerlerimizi, kendimizi dayandırdığımız temelleri, bireysel olarak nev’i şahsına münhasır artı ve eksilerimizi masaya yatırmaya sebep olacak dönemeç niteliğinde olaylar taşıyor.

Deli deliyi bastırır tavrı davranışlar

Mühür artık bende, istediğimi yaparım zihniyeti

Falanca benden tarafa olmadı, ben de onu tanımam davranışlarına bilhassa dikkat etmekte fayda var!

Kişisel olarak isteklerini öne sürmek, kendini bu yönde ifade etmekle, başkalarını kontrol etmek arasında derin bir ayrım vardır. Bu nedenle Terazi Dolunayı sınır adabıyla ilgili dersler taşıyacak olsa da esasen açık ve gizli manipülasyonlarla ilgili sonlanmalar taşıyacak.

İki öncü grup yönetici gezegeni kavuşuyor. Dayanıklılığımızı, hangi seviyede olduğumuzu kavramak adına iyi bir dönem. Bu gayet dinamik olumlu bir olay aracılığıyla da gerçekleşebilir, sevimsiz bir olay aracılığıyla da.. Her iki önermede de yapılması gereken şey: ”Kendi prensiplerimizi, ahlakımızı, doğamızı değerlendirmek ve gerekiyorsa yeniden düzenlemeler yapmaktır. Herkes kontrolünü kaybettiğinde, sen kendini kontrol edebiliyorsan, görünen ne olursa olsun bir adım öndesin demektir. Herkesin kontrolünü kaybetme hakkı varsa benim de vardır diyerek, adaleti kendi tarafımıza yontarsak, kızdığımız davranışları uygulamaya başlarızki zararı yine kendimize dokunur. Unutmayalım, her ne olursa olsun biz, ilk olarak kendimizden sorumluyuz!”

Bunun için mukavemet  ve dayanıklılık kapasitemizi zorlayabilecek durumlara dahil olmakta fayda görüyorum. Kendi otoritemizle bağlantımız ne durumda? Diğer otorite figürleriyle ilişkimiz ne alemde? Savaşta mıyız barışta mı? Üzüm mü yemek istiyoruz, yoksa bağcıyı mı dövmek :) işte bu kavramlar bir parça gün ışığına çıkacak gibi.

Sahip çıkmakla, sahiplenmek arasında ince bir çizgi vardır. Sahiplendiğin zaman sahiplendiğin şeyin büyümesine izin vermezsin. Sahiplendiğin şeyin kendi sürecini de kontrol altına almaya çalışırsın çünkü. Sahip çık çıkmasına, ama kişinin yapmış olduğu hatadaki payını da gör ve bunu ifade etmekten çekinme.

Öze bakın dostlarım söylenene değil, yaptırıma bakın, niyete bakın. Niyetle örtüşmeyen sözlere göre karar vermek mayınlı araziye girmeye benzer, ilk adımda havaya uçarsın! Körü körüne inandığımız  bireylerin de aslında etik değerlerle örtüşmeyen taraflarını kabul etme zamanı. İşte bunun gibi idealize ettiğimiz birçok şey dolunay döneminde kendi gerçekliğiyle karşımıza gelebilir. Yapmamız gereken düşünemediğimizi düşünmek, yapamadığımızı yapabilmek. Kurtuluş yolu burada.

Uzak doğu savaş sanatlarını bilirsiniz. Biz savaş sanatı desek de, bu işin üstadları savunma sporları der buna. Eğitim başlangıcında ilk öğretilen şey kavgayı sen başlatmadır.” Ancak başlangıcı başkası yaparsa kendini savun.

Başlatanın enerjisinin yoğunluğuna göre farklı savunma tekniği adım adım öğretilir. Savunma sistemini bilmezsen ne olur? Dayak yersin! Savunma sistemini bilirsen ne olur? Gelen etkiyi uygun savunma derecesiyle kırar, savaşı bitirirsin.

Savaşı başlatan doymazlıktır çoğu kez. Daha çok alan, daha çok para, daha çok güç! Bütün savaşlar bu yüzdendir. Sözde ezilenlerin hakları için başlar tüm savaşlar. Öyle başlar, ancak savaş biter ezilen yine ezilendir. Tek değişen ezileni ezendir! İşte bu yüzden en spritüeliniz bile savunma sanatlarını öğrenmeli. Öğrenmeli ki, her sizi kurtaracağım diyene kendini teslim etmesin. Bilmezsen: senin bilmediğini, bildiğini iddia eden herkese kanarsın. Çünkü onların ne bildiğine dair bir tanım yok. Öğren ki aklının aydınlığına başvurabilesin. Bu da hayatın bir gerçeği. İnanmayan TARİHE BAKSIN!

İhtiyaçlarımıza, değerlerimize, otoritemize sahip çıkalım – başkalarını otorite altına almaya değil.

Korkularımızla cesaretimizi bütünleştirelim.

Yeteneksizliklerimizi kabul edip, eksiklerimizi tamamlamaya koyulalım.

İsteklerimizi sınırlarımızı öne sürme ile kendimize hakim olma dürtülerimizi birleştirelim.

İsteklerimizde ısrar varsa fark edelim ve bu ısrar duygusunun altında yatan travmaları çözmeye çalışalım.

Anlamsız savaşları bir kenara bırakıp, önce kendimizle barışmaya çalışalım.

Dolunay yöneticisi  Boğa burcunda ve Koç burcundaki Uranüs ile kavuşuyor. Kavuşum sanki bir şeyler umurumuzda değilmiş gibi davranmaya sebep olabilir. Eğer bu tutumu takip edersek, dolunayın taşıdığı çok özel derslerden de mahrum kalmış oluruz.

Ancak kendimizi tahlil edip değerlerimizi, sınırlarımızı gözden geçirebilirsek dolunayın taşıdığı kuvvetten daha olumlu etkilenmiş oluruz. Seçim bize ait. Neyi seçersek, onun sonucu ile karşılaşacağız.

Dolunay anı gökyüzünde Aslan burcu yükseliyor ve yükselen noktası kraliyet yıldızlarından Regulus ile kavuşumda: Gücünü bireysel çıkarlar için kullananlar için her şeyin açığa çıkması takibinde gözden düşme ya da haksızlığa uğrama temalı sonlar beklerken, gücünü evrensel amaçlar için kullananlar, kendini bilenler, adaletle hareket edenler için daha yüce sonlar beklemekte.

Mars Satürn kavuşumu, ihmal edilmiş kronik hastalıklarla ilgili ataklara sebebiyet verebilir. Rahatsızlıklarınızı ciddiye alın, tedavi, diyet vb konulara dikkatle riayet edin derim. İlla herkes hasta olacak demiyorum, bireysel haritası yatkın olanlarda sağlık sorunları çıkabileceğine ilişkin işaretler var. Bu nedenle ”yarın giderim, sonra giderim, şimdi çok daha önemli işlerim var” demeyelim, sağlığımızı ilk sırada olsun.

Esen kalın, sevgiyle kalın…

Yazıyı Paylaş!Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Pin on PinterestShare on LinkedInEmail this to someone

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir