2 Mart 2018 Başak Burcunda Dolunay

2 Mart 2018 gecesi saat 03:52 civarı 2°Başak burcunda dolunay gerçekleşecek. Dolunay 8.evde Neptün’den karşıt, Mars’tan kare açı alıyor. Mars Aynı zamanda yükselen yücelim yöneticisiyken, Ay Neptün karşıtlığını T-kareye çeviriyor. Yani Mars bu durumda apeks gezegen olduğundan bir hayli önem taşıyor. Dolunay yöneticisi de karşıt burçta konumlanmış. Her ne kadar dolunay, t-kare oluştursa da Satürn ve Pluto’dan oluşan ağır toplardan trine açı aldığından önemli dersler taşıyacak gibi.

Diğer Dolunaydan farklı olarak Başak burcunda gerçekleşecek olan dolunayın etkisi biraz önceden başladı. Aşağı yukarı 16 Şubat civarı başlayan ve 23 Şubat’tan itibaren hız kazanan süreç Nisan ayının başına değin sürecek.

Her dolunayda geçmişten gelen iş ve durumlarla ilgili bir sonuçlanma dönemi yaşarız. Bu dolunay da öyle… Ancak bu dolunayın diğer dolunaydan farkı bir parça kızgınlık taşıyan sorunları gündeme getirmesi ve bastırılmış duyguları tetiklemesi.

Kabul edilmemiş her durum ve gerçek bilinçaltının derinliklerine itilmeye sebep olur. Belli döngüler biriken enerjiyi tahliye etmemize olanak sağlar. Ne kadar çok şey bastırmışsak, ne kadar çok şey biriktirmişsek tahliye o denli şiddetli olur.

Dolunay, bu anlamda biriktirdiklerimizi tahliye görevi görecek. Bu da en çok rüyalar, kabuslar, geçmiş döneme ait hatıraların uyanması, çağrışım şeklinde olabilir. Rüyalarınıza dikkat edin. Neyi korumaya çalışıyorsunuz, neyi görmek istemiyorsunuz bunlar belirginleşebilir. Kabuslardan ya da olumsuz rüyalardan korkmayın, bilinçaltınızın rahatlamaya ihtiyacı var. Zihninizin rahatlamasına izin verin.

Biz bilincini oluştururken çoğu zaman iyi niyet adı altında geriye dönüşü olmayan hatalar yapabiliyoruz. Ait olduğumuz kültürel yapı, gelenek görenekler, hayat tecrübelerimiz, YANİ DIŞSAL KOŞULLAR biz izin verdiğimiz oranda BİZİ oluşturuyor. Sonra biz, bizi oluşturan değerleri beslemeye devam ediyoruz. Her tuğlanın üzerine bir tuğla da biz koyuyoruz.

İnsan eliyle yaptığımız, koyduğumuz, ”bu budur/doğrusu budur” dediğimiz kurallar, düzenler getiriyoruz. Bir şekilde çevremizdeki insanın ki: kimi zaman eşimiz kimi zaman çocuğumuz, kimi zaman arkadaşlarımız da o sisteme uysun diyoruz.

Bütün gelenek görenek ya da düzenlemeleri ise iyi niyetle oluşturuyoruz. Her yapının başında mutlaka iyi niyet oluyor. Gel gelelim o iyi niyet, kurduğumuz yapının devamlılığını sağlamak bir tarafa dursun, bazı zamanlarda hallaç pamuğu gibi oradan oraya savrulmaya yetiyor da artıyor bile. İyi niyetle yaptığımız herhangi bir girişim, tahmin edemediğimiz başka zararlara zemin hazırlayabiliyor. Bazen de olayları düzenlemek şöyle dursun, hep içinden çıkılmaz bir hale getirebiliyor.

İşler içinden çıkılmaz hale gelmişse, havlu atıp ” Ne olacak şimdi? Nasıl düzelteceğim durumu? cümlesini kurmaya başlıyoruz.

Karl Maks’ın da dediği gibi ”CEHENNEME GİDEN YOL DA İYİ NİYET TAŞLARIYLA DÖŞELİDİR”

İyi niyet adı altında yapılmış girişimler, tahmin edemediğimiz daha kötüsü de artık kontrol edemeyeceğimiz başka zararlara zemin hazırlayabilir. Dolunayın teması bu aslına bakarsanız. Bu nedenle iyi niyetle bir girişimde bulunurken, beklediğimiz sonuçtan daha başka ve zararlı olması muhtemel sonuçlara zemin hazırlama ihtimalinin yüksek olduğunu da unutmayalım. Bu nedenle sorumluluk alarak hareket edelim. İstediğimiz ya da önem verdiğimiz tek şey kurduğumuz yapının devamlılığı olmasın. Çünkü her yapı ne kadar iyi bakılırsa bakılsın zamanı geldiğinde çökmeye mahkumdur!

Bir bina düşünün: ne kadar sağlam yapmış olursanız olun, belli bir süre sonra eskimeye mahkumdur. Eskidikçe de tadilat görmeye mahkumdur. Artık miyadı dolduğunda da yıkılmaya mahkumdur. Bu doğanın kanunu…

Gayrimenkul yatırımı yapacaksınız diyelim. Yeni bir yapı mı tercih edersiniz? altmış yıllık bir yapı mı? Diyelim ki yenisini tercih edeceksiniz. Belli bir süre sonra yeni diye aldığınız daire de eskiyecek, tadilat gerekecek, bir şekilde devamlılığı sağlamaya çalışacaksınız. Kaçınız evde bir tesisat patlak verdiğinde, oturup kendi kendine düzelmesini bekliyor? Ya da kaçınız yeni bir daire satın almak varken, gidip altmış yıllık daireye yeni daire bedeli ödüyor? Evlerimizi yeniliyoruz, eşyaları yeniliyoruz ama iş zihnimizin içindekileri yenilemeye gelince o kadar cevval olamıyoruz değil mi?

Tutunduğumuz gerçekler, aldığımız dersler ya da tecrübe ettiklerimiz bazen yeni bir şeyi denememize izin vermez. Yenilenmeden, daha fazla şeyler tecrübe etmeden yaşar gideriz öylesine. ”Ama benim bildiğim yol bu, başka bir şey gelemez ki elimden” diyenleriniz mutlaka olacaktır. Bildiğiniz bu olabilir, ancak bu durum, başka bir yolu öğrenmenize engel olacak anlamına gelmez. Hep aynı yemeği pişirmek gibi bir şeydir bu :) Her gün aynı yemeği yemek bir süre sonra gına getirmez mi? :)))) Ya da siz hiç emeklemeyi öğrendiği için yürümeye ihtiyaç duymayan bir çocuk gördünüz mü?

Evimizin pencerelerini döşettiğimiz malın kalitesi, yağmur mevsimi başlangıcıyla belli olur. İşçilikteki bir hatayı yada kullanılan malzemenin kalitesini biz bu dönemde fark ederiz. Eğer malzemenin kalitesinden, ergonomikliğinden ziyade, görüntüsü yada ucuzluğu gibi faktörlere odaklanarak seçim yapmışsak bunun sonuçlarını yağmur mevsiminde yaşarız. Bazılarımız yeniden bir sistem döşetmek zorunda kalırken, bazılarımız üretici firma hatası nedeniyle olduğundan daha az maliyetle bu işleri atlatabilirler. Bazılarımız da doğru seçim yapmış olmanın hazzını yaşar. Pencere neden sızdırıyor bunu gerçekten kavramak, bunda en az başkalarının payı kadar kendi payımızı fark etmek ve yapılması gerekeni yapmak. İşte esas mesele bu.

Başak burcu dolunayı eskiden verilmiş kararların sonuçlarını sorgulama dönemidir. Pencereniz sızdırıyor mu? Kararlarınızı sorgulayın! Kendinizi tahlil edin! Yapmış olduğunuz hataları tespit etmeye çalışın.

Balık burcundaki stelyum, kafa karıştırıcı diyebilirim. Dolunay yöneticisi Ay’ın karşısında ve halen Neptün kavuşumunda olduğundan, zihnimiz mantıktan ziyade sezgilere göre çalışmaya meyilli olabilir. Hal böyle olunca alt beyin şartlanmalarından etkilenme oranımız da oldukça artacaktır. Aynı zamanda herhangi bir durumu değerlendirirken, kendi gerçekliği içinde değil de görmek istediğimiz şekilde görüp, yorumlamak istediğimiz şekilde yorumlamaya her zamankinden daha fazla yatkın olabiliriz.

Merkür aynı zamanda kararları yönettiğinden, süreç içinde verdiğimiz kararlar bir şekilde duygularımızdan etkilenecektir. Sezgilerimize inanmakta acele etmeyelim. Zira sezdiğimiz şey gerçekten bir sezgi de olabilir, bilinçaltının bir çarpıtması da ki ikincisi daha kuvvetli bir ihtimal. Bu nedenle çok kati kararlar alırken sezgilerden ziyade mantık çerçevesinde gözlemlerde bulunarak karar verebilirsek daha doğru adımlar atmış oluruz. Merkür Neptün kavuşumu değerlendirmem için mutlaka bknz: Balık Burcunda Merkür Neptün Kavuşumu

Bu dolunay, hayat ortaklarımız ve etrafımızdaki kişilerle yaşadığımız paylaşımlarla ilgili kızgınlıkları hortlatacak türden enerjiler taşıyor. Hatalar, suçlamalar, maksadını aşan tepkiler havada uçuşmaya müsait. Mars’ın pozisyonu, sağlıklı ve gerçekçi düşünmekte zorlanmalar yaşanabileceğine işaret ediyor.

Ak koyun kara koyun ortaya çıkacak. İyi niyet adı altında daha önceden yapmış olduklarımızın sonuçlarıyla karşılaşacağız. Sonuç sevimsizse, kızgınlıklar belirgin olacaktır. Ancak kızmak, bağırıp çağırıp rahatlamak ya da sağa sola sataşmak kimseye bir şey kazandırmaz. Neden mi? Başak analitik zihin demektir, ayrıştırmak demektir, gerçekçilik demektir, yapılabilecek olanın en iyisini yapmak adına kolları sıvamak demektir.

Şuan yapacağımız en iyi şey hatalar silsilesindeki kendi payımızı fark etmektir. Fark ettikten sonra düzenlemek için yeni bir girişim yapmayın mesela, zira Mars’ın pozisyonu müsait değil. Elbette evren yoluna koyacaktır zamanla bir şeyleri.

Birilerini ya da bir şeyleri iyiliği adına hizaya getirmekten vazgeçin. Başkalarını değil kendimizi hizaya getirmekle mükellefiz çünkü.

Bugün dolunay sebebiyle dolunay esması çekmeyin. Dolunay meditasyonu yapmayın, falanca dileklerinizi kağıda yazıp toprağa gömmeyin. Olmadığınız şeyleri olMUŞ gibi göstermeye çalışmayın. Hah hah haaa hayat ne güzel, çiçek böcek her şey harika zırvalarını bırakın.

Bugün tek bir şey yapın, güvenlik alanınıza bakın. Neyi neden güvenli bulduğunuzu ve çevrenizde paylaşım içinde bulunduğunuz insanları da sizin belirlediğiniz o güvenlik alanında tutmaya çalışıp çalışmadığınıza bakın.

Nerede güçlü, nerede güçsüz hissettiğinize bakın. Önü sonu belli olmayan, alt yapısı olmayan değerleri, sorgulamadan kabul ettiğiniz bilgileri/yapıları, sırf başkaları şak şaklıyor diye, sırf saygınlık kazanmak adına, sırf toplumda bir yerim olsun diye ya da birileri size başka yol bırakmadı diye uygulayıp uygulamadığınıza bakın.

Nerede kalabalık varsa orada bir şey vardır diye, ardına kuyruk olup olmadığınıza bakın. Bugün Ahmet’in Mehmet’in neyi neden yaptığı, nasıl yaptığı konularını bir tarafa bırakın. Sadece güvenlik algınıza, kendi değerlerinizi kendinizin oluşturup oluşturmadığına ve o değerleri de başkasını şekillendirmek için kullanıp kullanmadığınıza bakın.

Ritüeller sadece işi daha eğlenceli hale getirmek içindir, ritüellere bu kadar takılı kalmayın. Bu kadar basit işleri kendinize bu kadar zul haline getirerek zorlaştırmayın. Yaşamın matematiği bu kadar basit…..  Sonrası mı? Siz üzerinize düşeni yapıp, kendi payınızı kabullenin, gerisini mutlaka evren bir yoluna koyacaktır.

Sevgilerimle

Yazıyı Paylaş!Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Pin on PinterestShare on LinkedInEmail this to someone

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir